Anayasa Mahkemesinden Zamanaşımıyla İlgili Önemli Karar ve Karara İlişkin TBB Yasa İzleme Merkezi Özeti

2580

ANAYASA MAHKEMESİNİN ZAMANAŞIMIYLA İLGİLİ KARARINA İLİŞKİN öZET

-TBB YASA İZLEME MERKEZİ-

 

 

Başvuru Numarası: 2019/430)

Karar Tarihi: 23/3/2023

R.G. Tarih ve Sayı: 23/5/2023 – 32199

(TBB YASA İZLEME MERKEZİ öZETİ)

“Zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden zararın öğrenilmesi kavramı dar yorumlanarak başvurucunun zararının miktarını dava açtığı tarihte bilebilmesinin mümkün olmadığı hususunun dikkate alınmaması, başvurucunun bilirkişi raporuyla belirlenen tazminat tutarının tamamını talep edebilme imkânını ortadan kaldırmakla, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiştir.”

 

Anayasa Mahkemesi 2019/430 numaralı bireysel başvurunun, iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında talebin daha sonra artırılan kısmının zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına dayalı kısmıyla ilgili kararında;

1.      Genel ilkeler bağlamında;

         Elverişlilikgereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşan ölçülülük ilkesi  bağlamında, mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması için seçilen aracın öngörülen amaca ulaşılabilmesi bakımından elverişli, bu hakkı en az zedeleyici nitelikte ve orantılı olması gerektiğine işaret etmiştir.

2.      Somut  olay bakımından ise;

         a.         Tazminat miktarı tam olarak belirlenebilir olmasa da başvurucunun (eş zamanlı olarak yürütülen ceza yargılamasındaki belge ve raporlara dayanarak) zararını yaklaşık olarak hesaplamak suretiyle zamanaşımı süresi içinde ıslah talebinde bulunmasının mümkün olduğuna kanaat getirilen bir başvuruda davanın ıslah ile artırılan kısmının zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal etmediği sonucuna ulaşıldığı,

         b.         62. 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesinde yeni bir dava türü olarak düzenlenen belirsiz alacak davasının, alacaklının mahkemeye erişim hakkından yararlanması bakımından bazı avantajlar getirdiği,

         c.         İş kazasından sonra fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla maddi tazminat talepli dava açan başvurucunun daha sonra belirsiz alacak davası olarak açtığı ikinci davanın ilk davayla birleştirilip karar bağlanması sonrasında, Bölge Adliye Mahkemesinin, açılan ek davanın asıl davanın devamı niteliğinde olup ilk dava dosyası ile birleştirildiğinden başvurucunun yaptığı bedel artırımının gerçekte ıslah işlemi. Olduğu kabulüyle iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren başlayan zamanaşımının ıslah dilekçesinin sunulduğu tarihte dolduğu gerekçesiyle bilirkişi raporu doğrultusunda artırılan maddi tazminat kısmı yönünden davayı reddettiği,

         d.         Olayda, denetimin Bölge Adliye Mahkemesinin yaptığı değerlendirmenin sonucu itibarıyla ölçülü olup olmadığı ve başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet getirilip getirilmediği hususlarının değerlendirilmesine ilişkin olduğu ve başvurunun koşulları dikkate alındığında müdahalenin elverişliliği ve gerekliliği yönünden bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmediği, başvurucuya yüklenen külfetin ağırlığı karşılaştırılarak orantılılık ölçütü yönünden sonuca varılacağı,

         e.         Mevcut davaya özgü koşullar dikkate alındığında zamanaşımı süresinin Bölge Adliye Mahkemesinin kabul ettiği şekilde uygulanmasının başvurucuyu tazminatın tamamını talep edebilme imkânından mahrum bıraktığı, nitekim söz konusu zararın parasal karşılığının ancak ikinci tazminat davası sonrasında bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmeler ile açıklığa kavuşturulduğu, üstelik ilgili bilirkişi raporunun ancak başvurucunun ilk davayı açmasından yaklaşık 9 yıl, ikinci davayı açmasından ise yaklaşık 1 yıl 10 ay geçtikten sonra düzenlenebildiği,

         f.          Davanın niteliği ve meselenin karmaşıklığı gözönüne alındığında bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmeler ile açığa çıkarılan zararının tamamını yargılamanın başlangıcında bilmesinin başvurucudan beklenemeyeceği, bu sebeple başvurucunun tüm zararı için tazminat talep edemediği,

         g.         Nitekim hukukumuzda belirsiz alacak davası kabul edilmeden önceki döneme ilişkin olarak açılan kısmi davalarda başvurucuların zararın miktarını dava tarihi itibarıyla öğrenebilmelerinin kendilerinden beklenemeyeceğine işaret eden AİHM’in, zamanaşımı sebebiyle bedelin artırılması talebinin reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaştığı,

         h.         İster özel kişiler arası isterse taraflardan birinin kamu gücü olduğu uyuşmazlıklar olsun her durumda hâkimin hukuk kurallarını Anayasa'ya uygun bir biçimde yorumlaması ve yargı yetkisinin kullanımı çerçevesinde özellikle Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerin korunmasını gözetmesinin beklendiği,

         ı.          Somut başvuruda ise başvurucunun dava tarihi itibarıyla davaya konu tazminat miktarını tespit edebilmesinin mümkün olmadığı, tazminat tutarının ancak bilirkişi raporuyla belirlenebildiği ve bu raporun ise zamanaşımı süresinin geçmesine yol açacak şekilde olay tarihinden itibaren 11 yılı aşkın, ilk dava tarihinden itibaren ise yaklaşık 9 yıllık bir süre geçtikten sonra alınabildiği, başvurucunun bu sürenin uzamasına yönelik bir kusurunun da ortaya konulamadığı hususlarının gözetilmesi gerektiği,

         i.          Başvurucunun zamanaşımı süresi dolmadan önce talep edeceği tazminat tutarını gerekirse uzman görüşü de alarak yaklaşık olarak belirleyebileceği şeklindeki bir yorumun ise davanın sonunda aleyhe hükmedilebilecek yargılama giderleri de dikkate alındığında adaletin iyi yönetimi ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi böylesine bir kabulün, Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında öngörülen "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." şeklindeki hüküm ile de bağdaşmadığı,

         j.          Neticede Bölge Adliye Mahkemesinin zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden zararın öğrenilmesi kavramını dar yorumlamak suretiyle başvurucunun zararının miktarını dava açtığı tarihte bilebilmesinin mümkün olmadığı hususunu dikkate almamasının, başvurucunun bilirkişi raporuyla belirlenen tazminat tutarının tamamını talep edebilme imkânını ortadan kaldırdığı,

         k.         Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesinin belirsiz olarak açılan ikinci davayı da ilk davanın devamı olarak kabul ederek belirsiz alacak davasına ilişkin kanun hükümlerini uygulamadığı ve somut olayın koşulları altında davaya konu alacağın niteliği ve yargılama sırasında belirlenen miktar da dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahale başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği,

         l.          Sonuç olarak başvurucunun açtığı ikinci davadan sonra artırdığı alacak talebinin zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin yorumun başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfet hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında külfetin orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşıldığı,

Belirtilmiştir.

Kararda belirsiz alacak davasına ilişkin kanun hükümlerinin (keyfi olarak) uygulanmadığına dair tespit önemli olduğu gibi Zamanaşımı süresinin hesabında, zararın öğrenildiği tarihin değil zararın miktarının bilinebilir olduğu tarihin esas alınması gerektiğine dair kabul, AYM’nin, benzer başvurulardaki tutumu ile uyumlu ve AİHM’in mahkemeye erişim hakkının ancak zararın değerlendirilebilir duruma geldiği tarihte kullanılabileceği yolundaki ilkesine de uygundur.

 

Anayasa Mahkemesinin 23/3/2023 Tarihli ve 2019/430 Başvuru Numaralı Kararı