Çevre Hukuku Anabilim Dalı Kurulması ve Doçentlik Bilim Alanları Arasına Çevre Hukuku Eklenmesi İstemiyle YÖK’e Yapılan Başvuru

1402
A

 

TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu’ndan

Çevre Hukuku Anabilim Dalı Kurulması ve Doçentlik Bilim Alanları Arasına Çevre Hukuku Eklenmesi

İstemiyle YÖK’e Yapılan Başvuru

ABD Başkanlığı’na seçilen Joe Biden, 20 Ocak 2021 tarihinde yapılan törenle koltuğuna oturur oturmaz, halefi Trump’ın politikalarını geçersiz kılmak için, on beş (15) kararname birden imzaladı. Bu kararnamelerden birisi, ABD’nin Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi sürecinin tersine çevrilmesi ve ABD’nin yeniden Anlaşma’ya dahil olma sürecinin başlatılması ile ilgiliydi.

Biden tarafından iklim değişikliğiyle mücadele temsilciliğine atanan ABD eski Dışişleri Bakanı Jonh Kerry tarafından, sosyal medyada yapılan “ABD; bugün Paris İklim Değişikliği Anlaşması’na geri döndü.” sözleriyle duyurulan bu gelişme, önümüzdeki süreçte gerek AB, gerekse de ABD nezdinde asli gündemin iklim değişikliği olarak belirlenmesi, anlamına geliyor. 

İklim değişikliği ile ilgili Paris İklim Anlaşması’nı imzalamayan ve onaylamayan çok az ülke kalmıştır. Bütün ekonomi ve üretim aşamalarında iklim değişikliği olgusunu dikkate alacak şekilde dönüşümü gerektiren bu süreçte, başta AB olmak üzere, medeni dünyanın tamamı, 2050 yılına kadar iklim zararsız bir aşamaya gelme hedef ve iradelerini ortaya koymuşlardır.

Epey geriden gelmekle beraber, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından yapılan 8 Ocak 2021 tarihli yeni bir açıklamada, 2021 yılında İklim Kanunu çıkarılarak, çevreyi ve doğayı koruyacak yeni adımlar atılacağı, kamuoyuna duyurulmuştur.

Bu dönüşüm sürecinin, ciddi bir düzenleme gerektirdiği ve bu düzenlemeyi yapmak üzere, evrensel değerlere dayalı ve yerel farklılıkları gözeten bir çevre hukuku enstrümanına ihtiyaç duyulduğu, aşikardır.

Bir ekosistem olarak Dünya’nın kaldırma kapasitesini dikkate alan, sürdürülebilirlik temelinde şekillenen bir yaşama duyulan ihtiyacı gidermek, çevre sorunlarının karmaşık yapısını çözümleyebilmek ve çevre adaletini sağlayabilmek için teknik, kendine ait dili ve araçları geliştirebilmiş bir çevre hukukunun varlığı, zorunluluktur.

Çevre hukukunun istenilen özelliklere sahip olabilmesi ve milletin, ülkenin ve bir adım ötesinde dünyanın ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için, öncelikle akademik bir disiplin ve çalışma ortamına sahip olması gerektiği de açıktır. Bilimsel bilgi, araştırma ve çalışmalarla desteklenmeyen hukuk alanının, kendisinden beklenen yararı sağlayabilmesi mümkün olmayacaktır.

Bu noktada, üzülerek belirtmek isteriz ki, Türk üniversitelerinde “Çevre Hukuku Anabilim Dalı”nın bulunmaması, doçentlik başvurusu yapılabilecek bilim alanları listesinden çevre hukukunun çıkartılması, çevre hukuku temelinde ve özelinde bilimsel çalışma yapılmasını, bilgi üretilmesini ciddi bir şekilde engellemektedir.

Ülkenin en köklü üniversitelerinden birisi olan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, özel hukuk - kamu hukuku olarak iki temel bölüm yer alırken, bu bölümlerde de bir dizi anabilim dalına yer verilmiş olmakla beraber, çevre hukuku kürsüsü yoktur.

Genç hukukçular, Dünya için, iklim değişikliğine karşı mücadele, eylem istekliliğinde iken, bu mücadeleyi anlamlı, etkili ve kalıcı kılacak, farklı bilgi ve bakış açılarıyla zenginleştirecek hukuki bilgi ve altyapıdan tümüyle yoksun bir şekilde mezun olmaktadırlar.

T.C. Anayasası’nın 56.maddesinde yer alan “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.” hükmü, çevre hakkının anayasal temel ve önemini ortaya koymaktadır. Bu hükümde yer alan, çevreyi korumanın salt devletin değil, aynı zamanda vatandaşların da ödevi olması, bu konuda tüm toplumu bilgilendirmenin, devlete pozitif bir yükümlülük olarak getirildiğini, göstermektedir.

Disiplinlerarası yapısı, birden fazla hukuk alanını doğrudan ilgilendiren çalışmalar gerektirmesi gözetildiğinde, çevre hukukunun bağımsız bir kürsüye sahip olma zorunluluğu daha rahat anlaşılacaktır. Gerçekten de; anayasa hukuku, idare hukuku, medeni hukuk, ceza hukuku, uluslararası hukuk ve insan hakları hukuku alanlarını yakından ilgilendiren, ancak kendine özgü kural, ilke ve araçları bulunan bağımsız bir hukuk dalı olarak çevre hukuku, gelişmek için kendi özel kürsüsüne sahip olmalıdır.

Günümüzün en önemli sorununa dair akademide bağımsız bir çalışma alanı bulunmaması, bu konuda çalışma yapmak isteyen yüzlerce genç insanın önünde aşılması güç bir engel oluştururken, ülkemizi bu konuda söz söyleme yeterliliğinden de yoksun kılmaktadır.

Üniversitelerinde çevre hukuku anabilim dalı bulunmayan, çevre hukuku alanında doktora çalışması yapabilmiş sadece 3 akademisyeni bulunan bir ülkede, Bakan’ın ifade ettiği İklim Kanunu’nu kim, hangi derinlik ve donanımla hazırlayacaktır?

Görüldüğü üzere, çevre ve özellikle de iklim konusunda, ciddi bir “yapılacaklar listemiz” vardır. 1992 yılında Rio Dünya Zirvesi’nde oluşturulan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne, 2004 yılında, 189. taraf/ülke olarak katılabilmemiz, Paris İklim Anlaşması’nı onaylamamış birkaç ülkeden birisi olarak kalmamız, çevre hukuku alanında ne kadar büyük eksikliklerimiz olduğunu ortaya koymaktadır.

Üniversitelerinde Çevre Hukuku Anabilim Dalı olmayan, çevre hukuku alanında doktora yapma imkanı olmayan bir ülke olarak kalmamız mümkün olmadığı gibi, bu eksiklik başta Anayasa’nın 56.maddesi ile 130.maddesi olmak üzere, bir dizi anayasal yükümlülüğün ihlali anlamına gelmektedir. Bu durumun çözümü için, T.C. Anayasası’nın 131.maddesi ile 2547 sayılı kanun hükümleri gereği, Hukuk Fakülteleri bünyesinde, bağımsız bir “Çevre Hukuku Anabilim Dalı” kurulması ve doçentlik başvurusu yapılabilecek bilim alanları listesine “çevre hukuku”nun eklenmesi gerekmektedir.

TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu, TBB Yönetim Kurulu’nun onayıyla, üniversiteler bünyesinde “Çevre Hukuku Anabilim Dalıkurulması ve doçentlik başvurusu yapılabilecek bilim alanları listesine “çevre hukuku”nun eklenmesi için gerekli işlemlerin ivedilikle yerine getirilmesi istemiyle YÖK Başkanlığı’na yasal başvuruda bulunmuştur.

Başvuru süreci ile ilgili tüm gelişmeler, şeffaf bir şekilde kamuyu bilgisine sunulacaktır. Dileğimiz, sürecin ivedilikle ele alınmasıyla, anayasal hakların korunması temelinde, medeni Dünya içerisinde hak ettiği yeri almak isteyen Türkiye Cumhuriyeti’nin, iklim değişikliği gerçeğine karşı hızla harekete geçmesini sağlayacak adımların atılmasıdır.