FEYZİOĞLU: ADİL YARGILAMA YAPABİLEN, HESAP VEREBİLEN YARGI İSTİYORUZ

6135
A

 VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ

 
Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlenen 'Yargı nereye?' konulu yuvarlak masa toplantısında konuşan yüksek yargının önceki başkanları ve baro başkanları Yargıtay ve Danıştay'ın yeniden yapılandırmasıyla ilgili kanun tasarısını değerlendirdiler.

Barolar Birliği’nde düzenlenen toplantıya, Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi Önceki Başkanı Mustafa Bumin, Yargıtay Önceki Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay Üyesi Ali Suat Ertosun, Danıştay Önceki Başsavcısı Turgut Candan, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu Önceki Başkanı Sinan Yörükoğlu ile bazı milletvekilleri, baro başkanları, avukatlar ve yüksek yargı üyeleri katıldı.

Toplantının açılışında konuşan TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, tarihi bir süreçten geçildiğini belirterek, Barolar Birliği ve 79 baro olarak ne yapılması gerekiyorsa yaptıklarını ancak sorumlu davranması gereken çevrelerden ve görevleri kanunla sona erdirilecek yüksek mahkeme hakimlerinden ilgi görmediklerini söyledi.

Konunun “bir hakimin görevinden alınması değil, sistemin çökertilmesi olduğunu” ifade eden Feyzioğlu, "Biz yargıda cemaatçi bir yapılanma istemiyoruz, şucu-bucu bir yapılanma da istemiyoruz. Yargının birtakım gayrimeşru yapılanmalardan temizlenmesinin yolunun kanunla yüksek hakimlerin azledilmesi olmadığını ve bunun bir felaketin başlangıcı olduğunu da bir kez daha haykırıyoruz" diye konuştu.

“Kanunla azledilen Yargıtay ve Danıştay hakimlerinin yerine 5 gün içinde atananların 5 saat sonra yeni bir kanunla azledilmeyeceğinin garantisini kim verecek bize?” diye soran Feyzioğlu, düzenlemeyle, yüksek yargının sürekli azil tehlikesiyle yaşamak zorunda kalacağının altını çizdi.

Cemaatçi yapının gönderilip yerine başka bir yapının getirilmesini rahatlatıcı bulmadıklarını söyleyen Feyzioğlu, “Bize hakim gibi hakim, savcı gibi savcı lazım. Tarafsız - bağımsız mahkemeler lazım. Keyfi kararlar veren, siyaset yapan mahkeme istemiyoruz. Adil yargılama yapabilen, hesap verebilen yargı istiyoruz. Bunun yolu öncelikle; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeniden yapılandırılmasıdır” ifadelerini kullandı.

ANAYASAYA UYGUNLUKTAN SÖZ ETMEK MÜMKÜN DEĞİL

Yükseköğretim Kurumu Önceki Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç ise bugün Türkiye'de kuvvetler ayrılığından söz etmenin mümkün olmadığını belirterek, “Siyasi amaçlı yapılan düzenlemede anayasaya uygunluktan söz etmek mümkün değildir. Getirilecek kanun özellikle muhalefet partisi tarafından Anayasa Mahkemesi'ne götürülmelidir. Bu başvuruda da kanunun amaç unsurunun siyasi olduğu vurgulanmalıdır. Anayasa Mahkemesi buna dur demezse bir gün bu görevden almalar oraya da sıçrayabilir" diye konuştu.

Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu da daha önce Anayasa Mahkemesince iptal edilen bazı düzenlemelerden örnekler verdi. Kararların geriye yürümeyeceğini ancak bunun istisnaları bulunduğunu aktaran Kanadoğlu, BDDK üyelerinin görev sürelerine son veren düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin ardından, Danıştay'ın, iptal kararlarının geriye yürümez kuralının istisnasını doğru şekilde uyguladığını ve bu kimselerin kalan süreyi tamamlaması için görevlerine iadesine hükmettiğini belirtti.

CUMHURİYETİN YARGISINI İSTİYORUM

İstanbul Barosu Başkanı Av. Ümit Kocasakal da konuşmasında, "Ülkenin, yargının, hukukun kimyasıyla oynandığı bir dönemdeyiz. Yargıyı olmayan bir yere oturttular. İktidar partisi şu anda paralel dedikleriyle kol kola yürüdü. Birlikte yargıyı bu hale getirdiler. Ben Yargıtay'da Balyozu onayan hakimlere nasıl güveneceğim? Aynı zamanda yüksek yargının Cumhurbaşkanı ile çay toplama yetkisi yok. Danıştay Başkanı’nın derhal istifa etmesi gerekir. Aynı şey Yargıtay Başkanı için de geçerli. F tipi, T tipi değil; C tipi, Cumhuriyet’in yargısını istiyorum" ifadelerini kullandı. 

KİM GİDECEK KİM GELECEK BELLİDİR

Anayasa Mahkemesi Önceki Başkanı Mustafa Bumin de siyasilerin her zaman hakimler üzerinde bir baskı oluşturmak istediğini kaydederek, "Ancak şimdikilerin yaptıkları karşısında geçmiştekilerin yaptıkları hiçbir şey değilmiş. Son yapılan kanunun Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla her şey bitecek. Ben liste hazır diye tahmin ediyorum. Kim gidecek kim gelecek hepsi bellidir" şeklinde konuştu.

Daha sonra söz alan Yargıtay Önceki Başkanı Hasan Gerçeker ise şunları söyledi:

“Aslında her şey 12 Eylül referandumuyla bitti. Yargı bağımsızlığına orada nokta konuldu. Çıkarılmak istenilen yasa, Anayasanın temel ilkelerine aykırı. Siyaset her zaman egemenlik hakkını kullanmak ister. Ancak demokrasiye inanan insanlar buna karşı çıkar. Şu anda bu kanuna karşı birkaç Yargıtay ve Danıştay üyesi dışında kimsenin sesi çıkmıyor."

HERHANGİ BİR TEPKİ, ELEŞTİRİ GÖREMİYORUZ

Siyasetin her zaman egemenlik hakkını sonsuza kadar kullanmak, başka kurumlarla paylaşmamak istediğini söyleyen Gerçeker, "Gerçekten çağdaş, çoğulcu demokrasiye inanan kişiler buna karşı çıkmalıdır. Buna karşı çıkacaklar içinde en başta gelenler, kendileriyle ilgili düzenlemeye karşı çıkmaları gereken yüksek yargı kurumlarıdır ama ne yazık ki birkaç üye arkadaşım dışında bu kurumlarda herhangi bir tepki, eleştiri göremiyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Gerçeker'in ardından söz alan Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan Canduran ise, "Kanun tasarısı açıkça Anayasaya aykırıdır. Çünkü tasarı ile görev süreleri üzerinde tasarrufa gidilen yüksek yargı üyeleri Anayasanın 154 ve 155. maddeleri gereğince seçimle göreve gelmişlerdir. Dolayısıyla Anayasa'ya göre seçilmiş Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevlerine yasa ile son vermek açıkça Anayasaya aykırıdır" diye konuştu. 

BU TASARI, GÜCÜ ELE GEÇİRME MÜCADELESİNİN SON AŞAMASI
 
Bu tasarının, gücü ele geçirme mücadelesinin son aşaması olduğuna dikkat çeken Danıştay Önceki Başsavcısı Turgut Candan, "Önce Yargıtay ve Danıştay'ın kanunlarına eklenen geçici maddelerle mevcut üyeler azlediliyor, sonra da 5 gün içerisinde yenileri seçiliyor. Ancak şunu belirtmek gerekir ki; iki yüksek mahkemenin başkan, başsavcı, başkanvekili ve daire başkanlarının üyelikleri sona erdirilmiyor. O zaman insanın aklına şu geliyor; demek ki onlar bu tasarıyı hazırlayan idarenin istediği gibi yargıçlar" dedi. 
 
2010 yılında 95 olan üye sayısının yıllar içinde yapılan değişiklerle bugün 195'e çıktığını belirten Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu Önceki Başkanı Sinan Yörükoğlu, "Önce bu sorunun cevabını bulmak lazım. Ne ihtiyaç vardı 195'e çıktı? Bunun pratikte sonucu ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Çıkartılan dosya sayısında bir artış söz konusu değil. İstinaf çalışmaları yürütülürken ve neticeye ulaşılacak bir aşamadayken sanki hiç istinaf çalışması yokmuş gibi 'mevcut iş birikimini eritelim, dolayısıyla yargı süratli olsun ve vatandaşa daha kolay hizmet verilsin' dendi" diye konuştu. Yörükoğlu ayrıca, görünürdeki gerekçe ile gerçek gerekçenin birbirinden farklı olduğunu kaydetti. 
 
Tasarının siyasi bir operasyon olduğununu söyleyen Amasya Barosu Başkanı Av. Ahmet Melik Derindere, "Bugün bütün adliyeler bölünmüş durumda. Kendisini sosyal demokrat hisseden hakimler, kendini cemaate yakın hisseden veya hükümete yakın olan hakimler ve savcılar var. Yani tam bir kaos var. Bu kaosun üzerine yüksek yargıyı sil baştan şekillendiren bir düzenleme geldi. Tabandaki problemi çözmeden, tavana ne yapılabilir ki? Bu düzenlemeye karşı hakim bağımsızlığına ve onuruna yakışır şekilde bir duruş sergilemesi gereken hakimlerin de bir duruş sergilememesinden dolayı da büyük üzüntü duyuyorum" ifadelerini kullandı. 

Yargıtay Üyesi Ali Suat Ertosun da Anayasa Mahkemesinin daha önce kanunla göreve son verilmesini hukuki güvenlik ihlali saydığını aktararak, başkanların kanun kapsamı dışında bırakılmasının çelişki olduğunu ifade etti.

Aydın Barosu Başkanı Av. Gökhan Bozkurt ise, "Bu düzenleme; hukuka, yargıya, yargı bağımsızlığına darbe üzerine darbedir. Bütün gerekçeler bir yana, bu düzenleme bir diktatörlük oluşturulmaya çalışıldığı için yapılıyor. Üç gücün de bir elde toplanması için atılan son adımlar bunlar" dedi. 
 
EFENDİSİ OLAN BİR HAKİM OLMAK İSTEMİYORUM

Söz alan Yargıtay Üyesi Mustafa Ateş, "Efendisi olan bir hakim olmak istemiyorum. 'Özgürlük vazgeçebilmektir' diyor ünlü bir düşünür. Ben de efendisi olan bir hakim olmaktansa vazgeçebilmeyi göze alıyorum. Beklentim yok, korkmuyorum, çekinmiyorum" diye konuştu.

Yıllar önce avukatlık stajını tamamladığını ifade eden Ateş, "Gerekirse istifa edip aranıza katılmaktan onur duyacağımı belirtmek istiyorum" dedi.

Ateş, kendileriyle ilgili düzenlemeye yüksek yargı üyelerinin bu kadar sessiz kalmasının çok ürkütücü olduğunu dile getirdi.

Muğla Barosu Başkanı Av. Cumhur Uzun ise, "Bugün, kanun devleti anlayışı içinde yasama gücünü elinde bulunduranlarda istedikleri her şeyi kanunla yapmak suretiyle gerçekleştirebilecekleri anlayışı egemen. Bu anlayış o kadar egemen ki, Anayasaya aykırılıklar için dahi gerekçe oluşturulmakta, kanun çıkmadan önce Anayasaya niçin aykırı olmadığının gerekçeleri hazırlanmakta" ifadelerini kullandı. 
 
Yargıtay 18. Hukuk Dairesi Üyesi Mahmut Kamacı da söz alarak şunları söyledi:
 
Anayasa, mahkemelerin bağımsızlığını ve hakimlik teminatı esaslarını öne çıkarmıştır. Yasama organı, yargıyla ilgili yasama yetkisini kullanırken, bu esasları göz önünde bulundurmak zorundadır. Bu, açılabilecek bir iptal davasında ileri sürülebilir. Bu yasa yürürlüğe girdiği anda Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevlerine son verdiğine göre bu yasaya karşı doğrudan bireysel başvuruya gidilebilir mi diye sormak gerekiyor. Anayasa, yasama işlemlerine karşı bireysel başvuru yolunu kapatmıştır. Ancak yasa, üyelik sıfatını elinden alıyorsa, ben bu yasaya karşı bireysel başvuruya gidebilmeliyim. Bu yolun denenmesi gerektiğini düşünüyorum. 
 
İşin kökünün Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısından kaynaklandığının altını çizen Mersin Barosu Başkanı Av. Alpay Antmen, "2010 yılında, siyasi iktidar, bugün terör örgütü ilan ettiği yapılanmaya yargıyı emanet etti. Şimdi adı geçen düzenleme sonrası, yüksek yargıçların azli sonucunda Yargıtay ve Danıştay'ın yapısı siyasi iktidarın emrine girecek şekilde dizayn edilecek" değerlendirmesinde bulundu. 
 
Yargıtay Üyesi Yusuf Ziya Arıcan, "Tüm bağımsız bilime hizmet etmesi gereken kurumları biat ettirdikleri gibi şimdi de yüksek yargıyı biat ettirmek istiyorlar. Sen-ben, şucu-bucu zamanı değildir. Tam anlamıyla birlik ve beraberlik zamanıdır. Aksi takdirde hepimiz tehdit altındayız. Hızla hukuk devletinden uzaklaşıyoruz" diye konuştu. 
 
 
 

Fotoğraflar


Fotoğraf 1

Fotoğraf 2

Fotoğraf 3

Fotoğraf 4

Fotoğraf 5

Fotoğraf 6

Fotoğraf 7

Fotoğraf 8

Fotoğraf 9

Fotoğraf 10

Fotoğraf 11

Fotoğraf 12

Fotoğraf 13

Fotoğraf 14

Fotoğraf 15

Fotoğraf 16

Fotoğraf 17

Fotoğraf 18

Fotoğraf 19

Fotoğraf 20

Fotoğraf 21

Fotoğraf 22

Fotoğraf 23

Fotoğraf 24

Fotoğraf 25

Fotoğraf 26

Fotoğraf 27

Fotoğraf 28

Fotoğraf 29

Fotoğraf 30

Fotoğraf 31

Fotoğraf 32

Fotoğraf 33

Fotoğraf 34

Fotoğraf 35

Fotoğraf 36

Fotoğraf 37

Fotoğraf 38

Fotoğraf 39

Fotoğraf 40

Fotoğraf 41

Fotoğraf 42

Fotoğraf 43

Fotoğraf 44

Fotoğraf 45

Fotoğraf 46

Fotoğraf 47

Fotoğraf 48

Fotoğraf 49

Fotoğraf 50

Fotoğraf 51

Fotoğraf 52

Fotoğraf 53

Fotoğraf 54

Fotoğraf 55

Fotoğraf 56

Fotoğraf 57

Fotoğraf 58