Güncel

2725
A

Toplumun, basın organlarının arşivlenmiş belgelerinde yer alan bilgilere (kişi adları dahil) erişme hakkı basın özgürlüğü ile bağlantılıdır ve mahkumların unutulma hakkı ile karşılaştırıldığında, önceliklidir - M.L. ve W.W. / Almanya (başvuru no.: 60798/10) (28.6.2018)

Tanınmış bir sanatçıyı öldüren ve mahkum edilen başvurucular, bazı yayın organlarının internet arşivlerinde yer alan, olayla ilgili radyo programında ve makalelerde adlarının gizlenmesine ilişkin istekleri iç hukuk mahkemelerinde, basın organlarının, toplumun bilgilendirilmesi bağlamında ifade özgürlüğüne sahip olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. AİHM'nin de katıldığı, Alman Federal Mahkemesinin yaklaşımına göre, basın organlarının arşivlerindeki eski bilgileri toplumun incelemesine açık tutması, demokratik görüşlerin oluşmasına katkı sağlama görevlerinin bir gereğidir ve arşiv belgelerindeki kişi adlarının gizlenmesi basın özgürlüğü açısından sakıncalıdır. İfade özgürlüğü uyarınca, yayınlarının içeriğini – basın etiğini ve meslek kurallarını gözeterek - sadece basın organları belirler. Dolayısıyla, yayınlarda, ceza soruşturmalarına konu olan kişilerin adlarının yayınlarda yer alması, basın organlarının işinin bir parçasıdır. Öte yandan, başvurucuların, mahkumiyetleri ile ilgili olarak, yargılamanın yenilenmesini isterken, bazı belgeleri yayınlamaları için basın organlarına verdikleri ve başvurucuların adlarının yer aldığı arşiv yayınlarında, sadece tartışmasız olguların açıklandığı ve başvurucuları küçük düşüren içerikler taşımadıkları dikkate alınarak, başvurucuların adları gizlenerek unutulmak istemelerindeki menfaatlerinin, basın özgürlüğü ile karşılaştırıldığında, çok sınırlı kaldığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, başvurucuların, AİHS m. 8 ile güvence altına alınan, özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı ihlal edilmemiştir.            

Mahkumun, aile bağlarını sürdürmeye elverişli olmayan uzaklıktaki cezaevine gönderilmesi - Voynov / Rusya (başvuru no.: 39747/10) (3.7.2018)

12 yıl hapse mahkum edilen başvurucu, ailesinden 4200 km uzaktaki cezaevine gönderilmiştir. Bu uzaklık, başvurucunun aile bağlarını sürdürmesine engel olmaktadır. Bu durum, mahkumun aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına (AİHS m. 8) aykırıdır. Rusya aleyhine benzer başvurularda verilen ihlal kararlarına rağmen, Rus mahkemelerinin yorumu olumlu yönde değişmemiştir. AİHS m. 8 ihlal edilmiştir. 

TCK 220/7'nin içeriğinin belirsizliğinin ve kapsamının genişliğinin, keyfi uygulamalara açık olması – TCK 220/7'nin TCK 314 ile birlikte geniş olarak yorumlanarak uygulanması ve suç oluşturan eylemleri yapanlarla, sadece yürüyüşe katılanlar arasında ayrım yapılmaması -  Bakır vd. Türkiye (başvuru no.: 46713/19) (10.7.2018) ve İmret / Türkiye (no. 2) (başvuru no.: 57316/10) (10.7.2018)

Bakır vd. grubu içinde 4 kişi ve İmret, çeşitli yürüyüşlere katıldıkları, pankart ve flama taşıdıkları, yazılı giyecek giydikleri ve slogan attıkları için, iç hukuk mahkemeleri tarafından, bilerek ve isteyerek yasadışı silahlı örgütlere yardım ettikleri gerekçesiyle TCK 220/7 ve 314 hükümlerine dayanarak, yasadışı silahlı örgüte üye olmak suçundan 5 ve 7 yıl arasında hapis cezalarına mahkum edilmişlerdir. AİHM, TCK 220/7'de yer alan "örgüte bilerek ve isteyerek yardım" ögesinin, gösteri ve yürüyüş hakkının ihlal edilmemesini sağlayacak bir güvence oluşturmadığını ve Hükümetin de yargısal uygulamadan bu yönde bir örnek sunmadığını, TCK 220/7'nin bu haliyle keyfi uygulamalara açık olduğunu, ne yönde uygulanacağının 'öngörülebilir' olmadığını, dolayısıyla, "yasallık" niteliğinden yoksun bulunduğunu belirlemiş ve verilen cezaların, AİHS m. 11'de güvence altına alınan toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna varmıştır. AİHM, bu sonuca varırken, yürüyüşe katılanlarla, suç oluşturan eylemleri yapanların birbirinden ayrılmadığına dikkat çekmiş ve verilen cezaların orantısızlığı ile TCK 220/7'nin TCK 314 ile birlikte, sanıklar aleyhine geniş yorumlanmasının, toplumu, gösteri ve yürüyüşe ve açık tartışmaya katılmaktan caydıracağına vurgu yapmıştır.

Bakır vd. grubu içindeki diğer 8 kişinin, Terörle Mücadele Yasasının 7/2 hükmü uyarınca, yasadışı silahlı örgütün propagandasını yapmak suçundan, 1 yıl 8 aydan başlayan hapis cezalarına çarptırılmışlardır. AİHM, iç hukuk mahkemelerinin, atılan sloganların, neden yasadışı silahlı örgütün propagandası niteliğinde olduğunu ve şiddet eylemleriyle terörizmi kışkırttığını yeterince değerlendirmediğini ve bu yürüyüşün, kamu düzenini bozup bozmadığını incelemediğini belirlemiş ve bu kişilerin taşıdıkları pankart, flama ve giyeceklerin ve attıkları sloganların şiddet eylemlerinin savunulması niteliğinde olmadığı değerlendirmesini yapmıştır. Bu bağlamda, AİHM, söz konusu 8 kişiye verilen cezaların, eylemleriyle karşılaştırıldığında ağır olduğu ve bu tür eylemlere bu ağırlıkta ceza verilmesinin, demokratik toplumlarda gerekli olmadığı gerekçesiyle, bu başvurucular açısından da AİHS m. 11'in ihlal edildiğine hükmetmiştir.    

Şeriata dayalı devlet düzeni amaçlamak - Zehra Vakfı vd. / Türkiye (başvuru no.: 51595/07) (10.7.2018)

Demokrasi, Avrupa kamu düzeninin temel özelliğini oluşturur. AİHS siyasi rejim modeli olarak sadece demokrasiyi öngörmüştür. AİHS'nin güvencelerinden yararlanarak demokratik toplumun zayıflatılmasına veya değerlerinin tahrip edilmesine izin verilemez. Başvurucunun yayınlarından, laiklik ve çoğulcu demokrasi karşıtı olduğu ve nihai amacının Şeriata dayalı devlet düzeni kurmak olduğu belirlenmiştir. Her ne kadar, laiklik karşıtı düşüncelerin – nefret söylemi ve şiddeti kışkırtma içermediği sürece - özgürce açıklanabilmesi çoğulcu demokrasinin gereği olarak kabul edilse de, bu özgürlük anlayışı, devletin, başvurucu vakfın mal varlığını, çoğulcu demokrasiyi ve AİHS'nin güvence altına aldığı hak ve özgürlükleri ortadan kaldırma amacı için kullanmasına karşı tedbir almasını engellemez. Bu nedenle, başvurucu vakfın 2005 yılında mahkeme kararıyla kapatılması ve mallarının tasfiye edilmesi, AİHS'nin örgütlenme özgürlüğü ile ilgili 11. maddesinin ihlalini oluşturmaz. 

Gösteri bağlamında ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünü kısıtlamanın kriterleri – internetteki video kayıtlarına erişimin yasaklanabilmesi için gerekli inceleme - Maria Alekhina vd. / Rusya (başvuru no.: 38004/12) (17.7.2018)

Gürültülü müzikle protesto eylemleri yapan feminist bir grubun üyeleri olan başvurucular, Moskova'da bir katedralde Putin aleyhinde gösteri yapmak isterken, güvenlik görevlileri tarafından engellenmişler, "dinsel nefretle holiganizm" suçlamasıyla yargılanıp, hapis cezalarına mahkum edilmişlerdir. Başvurucuların eylemlerindeki amacın dinsel değil, siyasal protesto niteliğinde olduğuna ilişkin savunmaları dikkate alınmamış, ayrıca, internetten, grubun diğer eylemlerini gösteren video kayıtlarına erişim, söz konusu kayıtların "aşırıya kaçtığı" değerlendirmesini yapan bilirkişi raporuna dayanarak yasaklanmıştır. AİHM, iç hukuk mahkemelerinin, grubun Katedralde yaklaşık 1 dakika süren eyleminin ayrıntılarını incelemeksizin ve Katedral içinde ibadete engel olunmadığını ve herhangi bir zarara yol açılmadığını dikkate almaksızın mahkumiyet kararı verdiğini belirlemiş ve ifade özgürlüğünün, ancak, şiddete çağrı veya şiddeti haklı gösterme koşullarında kısıtlanabileceğini vurgulamıştır. AİHM'ye göre, bunlara uyulmadığı için, demokratik toplumlarda gerekli olmayan söz konusu mahkumiyet, başvurucuların ifade özgürlüğünü (AİHS m. 10) ihlal etmiştir. Hukuksal değerlendirmenin, iç hukuk mahkemeleri tarafından yapılması gerekirken, bilirkişilerin yaptıkları değerlendirmeye dayanarak ve internetteki video kayıtlarının hangi bölümlerinin "aşırıya kaçtığını" belirlemeksizin, bunlara erişimin yasaklanması da, yine, demokratik bir toplum için gerekli olmadığından, başvurucuların ifade özgürlüklerinin ikinci ihlalini oluşturmuştur. 

AİHM ayrıca, başvurucuların, duruşmalara sıkışık bir ortamda nakledilmelerini insanlık dışı muamele (AİHS m. 3); duruşma salonunda, silahlı güvenlik görevlilerinin kuşatması altında ve cam bölmede tutulmalarını aşağılayıcı muamele (AİHS m. 3); başka tedbir düşünmeksizin, sadece, 'suçun ağırlığı' gerekçesiyle tutuklu yargılanmalarını, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali (AİHS m. 5/3); duruşma salonundaki düzenleme nedeniyle, duruşmaya etkin biçimde katılmalarının ve Avukatlarıyla görüşmelerinin kısıtlanmasını ise, adil yargılanma hakkının ve savunma hakkının ihlali (AİHS m. 6/1 ve 6/3-c) olarak nitelendirmiştir.       

Eski TCK 159/1 ve yeni TCK 301/1 hükümleri 'öngörülebilir' nitelikte değildir – ifade özgürlüğü kısıtlanırken, güdülen meşru amaçla arasında 'adil bir denge' kurulmalıdır  –  AİHM içtihatlarıyla uyumlu olmayan yasa hükmünün ihlallere yol açması nedeniyle değiştirilmesi gerekir - Fatih Taş / Türkiye (no. 5) (başvuru no.: 6810/09) (4.9.2018)

Başvurucu, yayıncı olarak yayınladığı bir kitap nedeniyle eski TCK 159/1'e dayanarak başlatılan soruşturma sonucunda yeni TCK 301/1 uyarınca mahkum edilmiş ve mahkumiyeti para cezasına çevrilmiştir. Kitap, Güneydoğu'da 1994 yılında kaybolan bir gazeteci ile ilgilidir. AİHM'ye göre, ifade özgürlüğü açısından, kitabın asılsız suçlamalar veya şiddetin ya da nefretin kışkırtılmasına ilişkin ifadeler içerip içermediği incelenmelidir. AİHM, bu noktada, kitabın asılsız suçlamalar veya şiddetin ya da nefretin kışkırtılmasına ilişkin ifadeler içermediğini değerlendirmiştir. Öte yandan AİHM, gerek eski TCK 159/1, gerek yeni TCK 301/1 metinlerinin, çok geniş kapsamlı ve belirsiz olduğu; dolayısıyla, ne yönde uygulanacaklarının 'öngörülebilir' olmadığı, bu nedenle, her iki metnin "yasallık" niteliğinden yoksun bulunduğu sonucuna varmıştır. AİHM'ye göre, soruşturmanın, Adalet Bakanlığının iznine bağlı olması da, keyfi uygulamalara karşı sürekli ve güvenilir bir güvence sayılamaz. Bu haliyle söz konusu yasa hükümlerine dayanarak yürütülen soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyet, başvurucuyu, toplumun ilgi duyduğu konular üzerinde düşüncelerini açıklamaktan caydıracak niteliktedir; meşru amaçla orantılı ve demokratik bir toplum için gerekli değildir; yetkililer de, güdülen meşru amaçla, başvurucunun ifade özgürlüğü arasında adil bir denge kuramamışlardır. Bu çerçevede başvurucunun ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir.

AİHM, her iki yasa hükmünün, AİHM içtihatlarına aykırı olarak uygulandığının, bu nedenle, ihlallerin sürdüğünün belirlendiğini; bu bağlamdaki ihlallerin önlenmesi için, ilgili yasa hükmünün AİHM içtihatlarıyla uyumlu hale getirilmesi gerektiğinin altını çizmiştir.            

İslam Peygamberine hakaretin cezalandırılması ifade özgürlüğüne aykırı değildir – E.S. / Avusturya (başvuru no.: 38450/12) (25.10.2018)

Başvurucunun, İslam Peygamberi hakkında sarfettiği sözleri ("pedofili eğilimi"), toplum için yararlı bir tartışmaya objektif katkı sağlayacak nitelikte değil, başkalarının dini inançlarını kötüleme olarak anlaşılabilecek ve haklı tepkilerine yol açabilecek nitelikte görülmüş ve cezalandırılması, toplumdaki dini inançların korunması ve dini hoşgörüsüzlüğün kışkırtılmasının önlenmesi açısından yerinde bulunmuştur.   

Toplumun hassas olduğu konularda, yapılan yayınlarla kişileri saldırı hedefi olarak göstermek – basın özgürlüğü ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı arasında 'adil bir denge' kurulması - Kaboğlu ve Oran / Türkiye (başvuru no.: 1759/08, 50766/10 ve 50782/10) (30.10.2018)

Başvurucuların 2004 yılında hazırladıkları azınlık hakları raporu üzerine, kendilerine hakaret ve tehdit içeren ve fiziki saldırı hedefi olarak gösteren yayınlara karşı açılan davalar, söz konusu yayınların ifade özgürlüğü kapsamında olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. AİHM, Fırat (Hrant) Dink'e karşı yürütülen karalama kampanyasının, Dink'in öldürülmesi ile sonuçlandığını hatırlatarak, Türk toplumunun hassas olduğu konularda, başvurucuları saldırı hedefi olarak gösteren yayınların umursamazlıkla karşılanamayacağını vurgulamış ve iç hukuk mahkemelerinin, başvurucuları hedef alan yayınların, olguların veya değer yargılarının açıklanması mı yoksa, nefret söylemi ya da, şiddete çağrı niteliğinde mi olduklarını değerlendirmeksizin, söz konusu yayınların ifade özgürlüğü kapsamına girdiğine hükmetmelerini eleştirmiştir. AİHM'ye göre, başvurucuları hedef alan yayınlar, başvurucuları korku ve endişeye düşürerek ve aşağılayarak, düşüncelerini savunma iradelerini kırmaya yöneliktir. AİHM, iç hukuk mahkemelerinin, nefret söylemi ve şiddete çağrı niteliğindeki yayınlarla, başvurucuların, özel hayatlarına saygı gösterilmesini isteme haklarının (AİHS m. 8) zarar görmesi ile basın özgürlüğü arasında 'adil bir denge' kuramadıkları için, başvurucuların özel hayatlarına saygı gösterilmesini isteme hakları ihlal edilmiştir.  

Tazminat davalarında zamanaşımı, zarardan sorumlu olanın belirlendiği tarihten itibaren işlemesi gerekir - Kurşun / Türkiye (başvuru no.: 22677/10) (30.10.2018)

2004 yılında Batman Toptancılar Sitesi bölgesinde yer altında meydana gelen patlamadan TÜPRAŞ'ın sorumluğu olduğu 2006 yılında belirlenmişken, patlamanın yarattığı hasarın tazmini için 2006 yılında açılan davanın, 1 yıllık zamanaşımının patlama tarihinden itibaren hesaplanması gerektiği gerekçesiyle reddi, mahkemeye erişim hakkı bağlamında adil yargılanma hakkının (AİHS 6/1) ihlalidir.

AİHM, söz konusu ihlalin giderilmesi durumunda, mülkiyet hakkı ile ilgili bir konu kalmayacağından, mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin şikayeti incelemeye gerek görmemiştir.  

Yargıçların tarafsızlığı - Otegi Mondragon vd. / İspanya (başvuru no.: 4184/15, 4317/15, 4323/15, 5028/15 ve 5053/15) (6.11.2018)

Başvurucu Otegi Mondragon, ETA örgütü ile bağlantılı olarak, 'terörizmi teşvik etmek' suçundan yargılanırken, mahkeme başkanı kendisine, ETA'nın şiddet eylemlerini kınayıp kınamadığını sormuş, cevap alamayınca da, başvurucunun bu soruya cevap vermeyeceğini zaten biliyor olduğunu belirtmiştir. Mahkemenin verdiği mahkumiyet, mahkeme başkanının tarafsız olmadığı gerekçesiyle bozulmuş ve başvurucu beraat etmiştir. Öte yandan, Otegi Mondragon'un da dahil olduğu 5 sanık (Mondragon ve diğer 4 başvurucu), ETA örgütü ile bağlantılı başka suçlardan aynı mahkemede yargılanmışlar ve mahkum edilmişlerdir. Mahkeme başkanının tarafsız olmadığına ilişkin itirazları olumlu sonuç vermemiştir. AİHM, 5 sanığın yargılandığı mahkemenin başkan ve üyelerinin, görüş ve davranışlarıyla 'sübjektif olarak' tarafsız olmadıklarına ilişkin bir bulguya rastlanmadığını; buna karşılık, aynı mahkemenin başkanının, yine, ETA örgütüyle bağlantılı 'terörizmi teşvik etmek' suçunun yargılanması sırasında tarafsız olmadığının ortaya çıkması nedeniyle, 5 sanığın, 'objektif olarak', mahkeme başkanının tarafsız olmayacağı ve diğer üyeleri de etkileyebileceği konusunda haklı kuşkularının bulunabileceğini kabul etmiş ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir.        

Yetkililerin, muhalefet lideri olan başvurucuya baskıcı davranmaları – izinsiz de olsa, barışçıl toplantı ve yürüyüşlere tolerans gösterilmesi  – siyasal çoğulculuğun baskı altına alınması - hak ve özgürlüklerin amaçları dışında kısıtlanması - Navalnyy / Rusya (başvuru no.: 29580/12) (Büyük Daire kararı; 15.11.2018)   

1) Muhalefet lideri olan başvurucunun, çeşitli toplantı ve yürüyüşlerin izinsiz olduğu gerekçesiyle, kısa süreli de olsa, 7 kez gözaltına alınması ve polis raporlarının olay yerinde değil de polis merkezinde düzenlenmesinin ve başvurucunun yargıç önüne çıkarılmasının geciktirilmesinin haklı nedenlerinin bulunmaması, AİHS m. 5'in ihlali olarak değerlendirilmiştir. 2) Başvurucunun çarptırıldığı cezaların (5 kez çeşitli para cezaları, 2 kez kısa süreli – 15 ve 7 günlük - hapis cezaları) sadece polis raporlarına dayanması, AİHS m. 6'nın ihlali olarak nitelendirilmiştir. 3) Toplantı ve yürüyüşler, izin sürecine bağlanabilirse de, izin, bu hakkın kullanımında, kendi başına kısıtlama nedeni oluşturmaz. Toplantı ve yürüyüş hakkı ancak, suçun veya asayişsizliğin önlenmesi veya başkalarının haklarının korunması – meşru - amaçlarıyla kısıtlanabilir. Bu meşru amaçların güdüldüğü durumlarda, kısıtlamanın ayrıca, demokratik toplumlarda gerekli olması da aranır. AİHM, 7 toplantı ve yürüyüşün hiçbirinin düzeni bozmadığını ancak, hepsinin dağıtıldığını belirlemiş; başvurucunun, 5 toplantı ve yürüyüşle bağlantılı olarak gözaltına alınmasının, meşru bir amaca yönelik olduğu varsayılsa bile, demokratik toplum açısından gerekli olmadığı sonucuna varmış; başvurucunun, diğer 2 toplantı ve yürüyüşle bağlantılı olarak gözaltına alınmasını ise, herhangi bir meşru amaçtan yoksun bulmuş ve bu nedenlerle, AİHS m. 11'in ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM, ayrıca, yetkililerin, izinsiz de olsa, barışçıl toplantı ve yürüyüşlere tolerans göstermeleri gerektiğini vurgulamıştır. 4) AİHM, başvurucunun, toplantı ve yürüyüş bağlamında meşru bir amaçtan yoksun olarak 2 kez gözaltına alınmasını, hukuk devleti ile yönetilen etkin bir demokrasinin parçası olan, 'siyasal çoğulculuğu baskı altına alma' nihai hedefine yönelik olduğunu tespit etmiş ve AİHS m. 5 ve m. 11'in, AİHS'deki hak ve özgürlüklerin amaçları dışında kısıtlanamayacağını belirten 18. maddesiyle birlikte ihlal edildiğine hükmetmiştir.

AİHM, Rus mevzuatında, toplantı ve yürüyüşlerin izne bağlı olması nedeniyle, keyfi olarak kısıtlanabildiğine dikkat çekmiş; mevzuattaki bu uygunsuzluğun giderilmesini ve izin alınmadan yapılan barışçıl toplantı ve yürüyüşlere tolerans gösterilmesini öngörmüştür.     

Tutuklama için gerekli makul şüphe kriteri – tutukluluğun uzun sürmesi – aleyhteki deliller hakkında bilgi edinilmesi ve tutukluluğun yasallığına itiraz edilebilmesi – Milletvekilinin tutukluluğunun seçme-seçilme hakkının ihlaline yol açması ve çoğulculuk ilkesine aykırılık – hak ve özgürlüklerin amaçları dışında kısıtlanması - Selahattin Demirtaş / Türkiye (no. 2) (başvuru no.: 14305/17) (20.11.2018)

1) Selahattin Demirtaş'ın tutuklanması AİHS m.5/1'de belirtilen 'makul şüphe' kriterine aykırı görülmemiştir. 2) Tutukluluğun uzun sürmesinin haklı nedene dayanmadığı belirlenerek, AİHS m. 5/3'ün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. 3) Demirtaş'ın, aleyhindeki delillere tam olarak ulaşamamış olması, söz konusu delillerin özü hakkında bilgiye sahip olup, gerekli itirazlarda bulunabildiği için, AİHS m. 5/4'e aykırı bulunmamıştır. 4) AYM'ye, tahliye sağlamaya yönelik olarak yapılan başvurunun, 13 ay ve 4 gün sonra sonuçlanmış olması, olağan durumlar için gereği gibi süratli sayılamasa da, bu süre, durumun özelliği nedeniyle, AİHS m. 5/4'e aykırılık oluşturacak kadar uzun olarak nitelendirilmemiştir. 5) Demirtaş'ın, Milletvekili statüsüne rağmen, tutukluluğu nedeniyle Meclisteki çalışmalara katılamaması, seçme-seçilme hakkının ihlali olarak belirlenmiş; bu durum, aynı zamanda, kendisini Meclise gönderen seçmenin egemenlik hakkına da aykırı bulunmuştur. 6) Demirtaş'ın, Anayasa halkoylaması, genel seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyaları sırasında tutuklu kalması, demokratik toplum kavramının özünde yatan 'çoğulculuğu' boğmak ve 'siyasi tartışmayı' sınırlamak olarak değerlendirilmiş ve AİHS m. 5/3'ün, AİHS'deki hak ve özgürlüklerin amaçları dışında kısıtlanamayacağını belirten 18. maddesiyle birlikte ihlal edildiğine hükmedilmiştir.

AİHM, ihlal kararlarının, hangi seçenek benimsenerek yerine getirileceği konusunda devletlerin takdir yetkisine müdahale etmediğini, ancak, seçenek yoksa, ihlalin giderilmesi için alınması gereken tedbiri gösterebileceğini ve Selahattin Demirtaş'la ilgili ihlalin - tutukluluğunun sürmesi için başka deliller ortaya çıkmazsa - mümkün olan en kısa zamanda tahliye edilmesiyle giderilebileceğini belirtmiştir.

Polisin zor kullanmasını 'işkence' olarak niteleyen başvurucunun cezalandırılması ifade özgürlüğüne aykırıdır - Toranzo Gomez / İspanya (başvuru no.: 26922/14) (20.11.2018)

Başvurucunun, protesto amacıyla kendini bağladığı yerden polisin zor kullanarak çıkarmasını, sonradan yapılan bir basın toplantısında 'işkence' olarak nitelemesi, yargı organlarınca, eylemin ceza kanunundaki işkence tanımına uymadığı, dolayısıyla, gerçek dışı beyanda bulunduğu gerekçesiyle, para cezası ödemeye mahkum edilmesi ve bu cezayı ödememesi halinde hapsedilecek olması, AİHM'ye göre, başvurucuyu, yetkilileri eleştirmekten yıldıracağından ve bu durum, demokratik bir toplum için gerekli olmadığından, ifade özgürlüğünün ihlalidir.    

Yetkililerin karşıt görüşte olmaları nedeniyle, LGBT hakları ile ilgili yürüyüşe izin vermemeleri - Alekseyev vd. / Rusya (başvuru no.: 14988/09) (27.11.2018)

Yetkililerin, LGBT hakları ile ilgili yürüyüşe izin vermemesinin, yürüyüşün karşıt gösterilere, dolayısıyla, kamu düzeninin bozulmasına yol açabileceği gerekçesine dayanmaları, karşıt gösterileri denetim altında tutacak ve kamu düzenini sağlayacak önlemlerin öngörülmemiş olması nedeniyle, toplanma ve örgütlenme özgürlüğünün (AİHS m. 11) kısıtlanması için yeterli görülmemiştir. Yürüyüşe izin verilmemesi, gerçekte, yetkililerin karşıt görüşte olmasından kaynaklanmıştır. Bu nedenle, başvurucuların toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, ayrımcılık temelinde ihlal edilmiştir.

Özel hukuk sözleşmeleriyle belirlenen alacak ve borçlara, 'yarışan hakların dengelenmesi' adına müdahalede bulunulamaz; yasa nasıl düzenlemişse, o esas alınır - F.J.M. / İngiltere (başvuru no.: 76202/16) (kabul edilemezlik kararının yayımlandığı t. 29.11.2018)

Başvurucu, anne-babasının özel bir şirketten morgıç (mortgage) yoluyla aldıkları evde kiracıyken, anne-babasının kredi borçlarını ödeyememeleri nedeniyle, şirketin, kira ilişkisini sona erdirerek evin kullanım hakkını geri almak için yasal yola başvurması üzerine, iç hukuk mahkemesinden, kendi konut hakkı ile özel şirketin alacak hakkı karşılaştırıldığında, hangisinin ağır basacağına karar verilmesini istemiş fakat, bu isteği reddedilmiştir. AİHM, özel hukuk sözleşmelerinden doğan hakların yarışması durumunda, dengeyi yasanın sağladığını; mahkemelerin bu dengeye müdahale etmelerinin, özel hukuk kişilerinin aralarında yaptıkları sözleşmeyle düzenledikleri alacak ve borç ilişkilerinin, AİHS'ye dayanarak değiştirilmesi sonucunu doğuracağını belirterek, başvuruyu esastan yoksun bulmuş ve kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Geçici (ihtiyati) tedbir istemi (AİHM İçtüzüğü m. 39) – göstericileri etkisizleştirmek için kullanılan bazı araçların geçici olarak yasaklanması isteminin reddiKazoua vd. / Fransa (başvuru no.: 58803/18) (18.12.2018; bkz., 19.12.2018 t.li Basın Bildirisi)

AİHM, Fransa'da polisin, 'sarı yelekli' göstericilere karşı lastik top atan silah ve göstericileri etkisizleştiren sıvı kullanımının geçici olarak yasaklanması istemini reddetmiş ve geçici (ihtiyati) tedbir kararının sadece, başvurucunun, bu kararın verilmemesi durumunda, telafi edilemeyecek gerçek bir zarara uğraması / ihlale maruz kalması tehlikesi varsa, alınabileceğini hatırlatmıştır.   
 
Azınlık üyelerinin bireysel hakları – uluslararası antlaşmaların, insan hakları ışığında yorumlanması - Molla Sali / Yunanistan (başvuru no.: 20452/14) (Büyük Daire kararı; 19.12.2018)

Yunanistan'ın Trakya bölgesinde yaşayan müslüman kocanın, Yunan Medeni Kanunu uyarınca mal varlığının tamamını karısına bırakmak için vasiyetname düzenledikten bir süre sonra ölmesi üzerine, diğer mirasçıların, Lozan Antlaşması hükümlerine göre, Trakyalı müslümanların miraslarının İslam hukukuna tabi olduğunu ileri sürerek, vasiyetnamenin iptalini istemeleri Yunan mahkemelerinde kabul görmüş ve sonuçta, dul kalan eş, 3/4 oranında mirastan yoksun kalmıştır. AİHM, Yunanistan'ın, müslümanlara arzuları dışında İslam miras hukukunu uygulamasını, hak kaybına yol açtığı için, ayrımcılık temelinde mülkiyet hakkının ihlali olarak nitelendirmiştir.
AİHM'ye göre, Yunanistan, Lozan Antlaşması'nı insan haklarını koruyan uluslararası anlaşmalar ışığında yorumlayarak uygulamalıdır. Dini cemaatlere (azınlıklara) tanınan özel statülerden kaynaklanan ayrıcalıklar, ayrımcılığa yol açmamalı; devlet de, azınlık üyelerinin, azınlık grubundan ayrılmayı veya bu grubun uygulama ve kurallarına tabi olmamayı seçme hakkına karşı çıkmamalıdır.