HACI BEKTAŞ VELİ’Yİ ANMA VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ

4948
A

“İLİMDEN GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR”

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, 50. Ulusal 24. Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi Anma ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katıldı.

Feyzioğlu, programın açılış töreninin ardından düzenlenen “Kurtuluş Savaşında Alevi ve Bektaşiler - Günümüzde Hukuka Bakış” konulu panelde konuşmacı olarak yer aldı.

Hiçbir menfaatin en kutsal değer olan yaşam hakkından daha yüce olmadığını söyleyen Feyzioğlu, “Biz insanı önce insan olduğu için severiz. Biz haksızlığa sadece haksızlık olduğu için karşı çıkarız” dedi.

Türkiye’nin bir ateş çemberinin içine düşürüldüğüne, Ortadoğu’nun alev alev yandığına dikkat çeken Feyzioğlu, son dönemde yaşanan olaylarda devletin polisiyle, halkın karşı karşıya getirilmesini eleştirdi. Sorumlu mevkidekilerin, insanları “benden değilsen düşmansın” anlayışıyla sindirmeye çalıştığını kaydeden Feyzioğlu şöyle konuştu:

Bu tehlikeli bir oyun. Hiçbir menfaat en kutsal değer olan yaşam hakkından daha yüce değildir. Hiçbir siyasi amaç bu güzel ülkenin insanlarını birbirlerine kırdırmanın, ötekileştirmenin mazereti olamaz.

Bugün Türkiye’nin ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgenin tek çıkış yolu demokrasi ve insan haklarıdır. Çünkü insan haklarına saygılı demokratik bir düzende herkes eşit yurttaştır. Hiç kimseye mezhebinden, dininden, dilinden, renginden, ırkından, cinsinden veya siyasi düşüncesinden ötürü ayrımcılık yapılamaz. Böyle bir düzende kardeşlik ve barışın hukuku hakim olur.

Meshepçiliğin ve ırkçılığın yükselen değer olarak kabul gördüğü toplumlarda ise hiç kimsenin yaşama hakkı olmayacağının altını çizen Feyzioğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

Devlet özgürlükler ve insan hakları üzerine kurulmalı, yurttaşlarının tamamını kucaklamalı, hiç kimseye ama hiç kimseye ayrımcılık yapmamalıdır. Devleti yönetenler, bu makamların halka hizmet makamları olduğunu asla unutmamalıdır. Koltuktan güç almamalı, koltuğa güç vermelidir. Kısaca bireyin devletin kulu kölesi değil, devletin bireyin hizmetkarı olduğu asla akıllardan çıkarılmamalıdır.

BARIŞ VE KARDEŞLİK İÇİN TEK YUMRUK

Bugün hem Türkiye’nin hem Ortadoğu’nun, “din ve mezhep ayrımcılığı” ve “ırkçılık” olmak üzere iki derin fay hattı üzerinde bulunduğunu söyleyen Feyzioğlu, “Biz kardeşlik, barış, huzur ve güvenli bir gelecek için her türlü din ve mezhep ayrımcılığına ve ırkçılığın her türlüsüne karşıyız. Farklılıkları ayrışmanın bir sebebi değil, zenginleşmenin aracı olarak görürüz. Uyuşmazlıkları değil, ortak menfaatleri öne çıkarırız. Bizim için parmaklar ayrı da olsa kol birdir ve bu parmaklar kapandığında biz barış için, kardeşlik için, birlik için tek yumruk oluruz” dedi.

Bütün yaşananlara ve yazılan senaryolara rağmen “milletin birliğini nasıl koruduğu ve geleceğe nasıl umutla baktığı” sorusunun akıllara geldiğini söyleyen Feyzioğlu şöyle konuştu:

Çünkü Hacı Bektaş Veli’nin bilimiyle, Yunus’un sevgisiyle, Mevlana’nın hoşgörüsüyle, Pir Sultan’ın bilinci, direnci ve inancıyla beslediği bu topraklardan bir Mustafa Kemal Atatürk geçti. Hayır, geçmedi yüreğimize taht kurdu. Onu görmek demek, yüzünü görmek demek değildir. Fikirlerini anlamak demektir. O zaman biz Mustafa Kemal Atatürk’ü bu zor günlerde anlamak ve onun ışığıyla karanlıkları aydınlatmak zorundayız.

Bugün din ve mezhep ayrımcılığı ile ve ırkçılıkla toplumu ayrıştırmak isteyenlerin titizlikle uygulamaya koydukları projenin karşısında kalkan yapmamız gereken, Mustafa Kemal Atatürk’ün, Anadolu’da yeni kurulacak devletin çağdaş uygarlığın bir parçası olarak, barış ve kardeşlik içinde yaşayabilmesini sağlamak için getirdiği değerler "laiklik " ve "Atatürk Milliyetçiliği"dir.

Din düşmanlığını reddeden ancak bir dinin, mezhebin veya inancın diğerine tahakkümünü de kabul etmeyen; egemenliğin ilahi değil, insana ve dolayısıyla millete ait olduğunu benimseyen laiklik anlayışı demokrasinin, özgürlüklerin, kısacası özgür ve güvenli yaşamanın ön koşuludur.

Hangi dinden, mezhepten, inançtan, siyasi görüşten geldiğine bakmaksızın toplumda yaşayan her bireyi eşit yurttaş olarak gören Atatürk Milliyetçiliği ise bölünmenin, parçalanmanın, yok olup gitmenin karşısındaki yegane dayanak noktadır.

Biz düşüncelerini açıkladıkları için katledilen Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş ile komiserimiz Mustafa Sarı için gözyaşı dökeriz. Onları unutmaz, unutturmayız. Aynı zamanda Mısır’daki askeri darbenin acımasızca katlettiği kişilere öncelikle insan oldukları için üzülür, ağlarız, bu katliamları yapanları lanetleriz.

Suriye’de, Irak’ta veya dünyanın herhangi bir yerindeki katliamlara kayıtsız kalamayız.

Haksızlık ve ayrımcılık kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın bunu karşısında oluruz.

Ankara’da da, Sivas’ta da, İstanbul’da da, Silivri’de de, Hacıbektaş’ta, İzmir’de, Diyarbakır’da da insan haklarını aynı kararlılıkla savunuruz.

Biz TBB olarak Sivas katliamının peşini bırakmayız; Ethem’in, Ali İsmail'in,  Mehmet ve Abdullah’ın ve Medeni’nin katillerini unutmayız.

Sevgili dostlar,

Alevileri eşit yurttaş olarak görmek istemeyenler karşısında bizi bulacaklar.

Cemevini ibadethane olarak kabul etmek istemeyen karşısında bizi bulacak.

Sen kimsin ki kimin neye inanacağına ve nerede ibadet edeceğine, nerenin ibadethane olduğuna karar vereceksin.

Üç beş bakanlığın bütçesine denk bir bütçeyle tek bir inanca hizmet eden diyanet işlerini, zorunlu din dersini kabul etmiyoruz.

Aleviler artık tanımlanmak istemiyor. Eşit yurttaş olarak tanınmak istiyor.

2 Temmuz’da Madımaktaydım. Kültür Bakanlığı güya bir müze açmış, duvara katledilen 35 canın yanına 2 katilin de ismi yazılmış.

Size söz veriyorum. Bu utancı ellerimizle sileceğiz ve o müzenin adı da utanç müzesi olacak.

Dostlarım;

Hayatım boyunca hiç umutsuz olmadım çünkü bugüne kadar hep mücadele ettim.

Biliyorum ki milletin makus tarihini yine milletin azim ve kararlılığı yenecektir.

Size söz veriyorum. Sizinle birlikte omuz omuza, son nefesime kadar Türkiye’nin aydınlık geleceği için mücadele edeceğim.

Ulu ozanımız Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi "dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.”