HEYBELİADA RUHBAN OKULU MESELESİNİN HUKUKİ AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

993
A

Prof. Dr. Sibel ÖZEL
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Milletlerarası Özel Hukuk Anabilim Dalı Başkanı

1- Eğitime kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu (HRO) azınlıkların inanç ve din adamı yetiştirme özgürlüğü bağlamında gündemdeki yerini korumakta ve okulun Patrikhanenin talep ettiği formülle açılması gerektiği ileri sürülmektedir. Öncelikle vurgulanmalıdır ki din eğitimi veren bir kuruluşun faaliyete geçişi siyasi değil, hukuki bir meseledir. Dolayısıyla meselenin doğru algılanması ve gerçekler üzerinden değerlendirilmesi ve Patrikhanenin talep ettiği statü ile HRO’nun açılmasının hukuka uygun olup olmadığı incelenmelidir. Zira yaratılan algı HRO’nun siyasi bir kararla açılmadığı yönündedir.

2- HRO Anayasa Mahkemesinin 12 Ocak 1971’de verdiği bir kararın (1969/31 E ve 1971/3 K sayılı karar. RG. 26.3.1971-13790) ardından kapanmıştır. Anayasa Mahkemesi kararının 12 Mart 1971 muhtırası ile bir ilgisi yoktur. Kararın konusunu oluşturan olay İzmir Ege Özel Mimarlık ve Mühendislik Yüksek Okulu İnşaat Mühendisliği bölümünü bitiren sekiz kişiye verilen diplomaların iptali için Danıştay’da açılan davada özel yüksek okulların Anayasaya aykırılığı iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi özel yüksek okullara izin veren 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun ilgili maddelerini Anayasa m. 120’e aykırı bularak iptal etmiştir. Zira Anayasa özel üniversitelere izin vermemektedir ve bir kurum üniversite adını kullanmasa bile verdiği öğretim nitelik olarak üniversite öğretimi ise ve o öğretimin sonuçlarını sağlıyorsa Anayasa m. 120 açısından üniversite kavramı içinde mütalaa edilmelidir.

Anayasa Mahkemesi kararı herkes için bağlayıcı olduğundan Milli Eğitim Müdürlüğü HRO’ya gönderdiği bir yazı ile okulun bu karar kapsamında bir yüksek okul olduğunu;  Teoloji bölümünün diğer yüksek okullar gibi 9 Temmuz 1971 tarihinden itibaren hukuki bir varlığı kalmadığını bildirmiştir. Dolayısıyla incelenmesi gereken husus HRO’nun karar kapsamında özel bir yüksek okul olup olmadığıdır (Ayrıntılı bilgi için bkz. Sibel Özel: Fener-Rum Patrikhanesi’nin Ekümeniklik İddiası ve Heybeliada Ruhban Okulu Meselesi, IQ Yayıncılık, 2011, s. 185 vd; Sibel Özel, İBD 2011/1, s. 89 vd).

3- 1844’de hizmete açılan HRO, Cumhuriyet’in kurulmasından sonra da faaliyetine devam etmiş ancak okulun statüsü ısrarla orta dereceli okul olarak kabul edilmiştir. Mekteb-i Hususiye Talimatnamesinin 12. Maddesine binaen kişi adına verilen ruhsatnameler ile eğitim-öğretim sürdürülmüştür. Dolayısıyla HRO, Lozan Antlaşması sonrası genel bir tanıma ya da kazanılmış haklar çerçevesinde faaliyetine devam etmemiş; yenilenen ruhsatlara binaen özel okulların (azınlık okulları da buna dahildir) tâbi olduğu sisteme göre eğitim vermiştir. HRO 1935 tarihli Vakıflar Kanunu gereği mülhak vakıf kapsamına alınmış ve 12 Mart 1936’da vakfın beyannamesi verilmiştir. Dolayısıyla HRO tüzel kişiliğe sahiptir. 1950 yılına kadar HRO üç yıllık lise ve dört yıllık teoloji eğitimine rağmen yüksek okul olarak değil, ortaokul statüsünde kabul edilmiştir. Patrikhane tarafından 1947 ve 1949 yıllarında okulun statüsünün değiştirilmesi amacıyla yapılan başvurular gerekçeleriyle birlikte reddedilmiştir (Bkz. ÖZEL, a.g.e, s. 196 vd).

4- Demokrat Parti iktidarında Milli Eğitim Bakanlığı’nın 8 Aralık 1950 gün ve 9127/7 ve 2601 sayılı emri ile “Heybeliada Rum Rahipleri Okulu” adı altında bir “teoloji ihtisas okulu” derecelendirilmesi yapılmış ve 25 Eylül 1951 tarih ve 151 sayılı kararla “Rum Rahipler Okulu Yönetmeliği” onaylanmıştır. Dolayısıyla sadece bir yönetmelik ile okulun statüsü değişmiştir. Patrik Athenagoras 13 Temmuz 1953 tarihli Hronos gazetesine verdiği beyanatta orta mektep sıfatını haiz olan Ruhban Okulunun, mevcut mevzuata rağmen Menderes Hükümeti tarafından üniversite eğitimi verebilen bir İlahiyat Fakültesi haline getirildiğini dile getirmiştir (Ömer Sami Coşar, Patrikhane Dosyası, HÜRRİYET 18 Ağustos 1976).

Dolayısıyla HRO mevcut kanuni hükümler izin vermediği halde bir yönetmelik ile yüksek okul statüsüne kavuşmuştur. Yabancı öğrencilere vize vermek için araştırma yapılması şartı da kaldırılarak onlar için istisnasız vize verilmesi uygulamasına geçilmiştir. Sonuç itibariyle HRO 1971 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı kapsamında bir yüksek okuldur ve okulun yönetmeliği 1965 tarihli Özel Öğretim Kurumları Kanununa tâbidir. Bir başka ifadeyle HRO’nun statüsü kanuni dayanak yokken çıkarılan 1951 Yönetmeliği ile yüksek okul derecesine çıkarılmış; ancak bu yönetmelik daha sonra çıkarılan 1965 tarihli kanun kapsamında varlığını sürdürmüş; bu kanunun her seviyede özel öğretim kurumu kurulmasına izin veren hükümlerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesiyle HRO’nun da hukuken kapatılması zorunlu olmuştur.

HRO’nun kapatılmasının hemen ardından hukuka uygun olarak faaliyete geçebilmesinin formülü geliştirilmiş ancak Patrikhane bu çözüm önerilerini kabul etmemiştir. Zira Patrikhane HRO’nun tümüyle kendisine bağlı uluslararası teoloji okulu olarak açılmasını istemektedir. Dolayısıyla mesele HRO’nun Patrikhanenin dayattığı şekilde açılmasının hukuka uygun olup olmadığıdır.

5- Anayasa m. 24, TC’nin temel niteliklerinden biri olan laikliğin anlamını belirlerken 3. Fıkrada “Din ve ahlak eğitimi ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır” hükmünü getirmiştir. Dolayısıyla devletin denetim ve gözetimi dışında bir din eğitimi verilemez. Laiklik sadece İslam dini için değil, diğer dinler açısından da geçerli bir ilkedir ve Hıristiyan din eğitimi için farklı bir düzenleme getirilmesi eşitlik ve hukukun üstünlüğü ilkesine aykırıdır.

6- Anayasa m. 130 üniversitelerin sadece Devlet tarafından kurulacağını öngörmüştür. Günlük dilde özel üniversite terimi kullanılmasına rağmen Anayasa özel üniversiteyi yasaklamaktadır. Sadece devlet veya vakıf üniversitesi kurulabilir. Dolayısıyla vakıf tüzel kişiliği olan HRO bu çerçevede üniversite olarak açılabilir. Ancak vakıf üniversiteleri de YÖK’e bağlı olduğu için Patrikhane bu formülü de kabul etmemektedir. Sıkça dillendirilen formül HRO’nun Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir yüksek okul olarak açılması da hukuken mümkün değildir. Zira 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu orta öğretime dayalı en az dört yarıyılı kapsayan her kademedeki eğitim-öğretimi yüksek okul olarak tanımlamaktadır (m. 3(a)). Buna göre iki yıllık ön lisans programları da yüksek öğretim kategorisine girmekte ve YÖK’e bağlı olmaktadır. Dolasıyla YÖK’e bağlı olmayıp sadece Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir yüksek okul hukuken mümkün değildir.

Diğer yandan HRO’nun Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmasını hukuki denetim için yeterli gören düşünce de yanlıştır. Zira 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu ile bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. Bu itibarla Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlansın önerisinin hukuken bir anlamı yoktur; zira Bakanlığa bağlı olmayan bir okul mümkün değildir. Yüksek öğrenim veren okulların da ancak devlet veya vakıf üniversitesi bünyesinde ve YÖK’e bağlı olması zorunludur. Teoloji eğitimi için bu kuralların dışına çıkılması önerisi hukuk birliği ve eşitlik ilkesine aykırıdır.

7- HRO’nun Patrikhanenin talep ettiği statüde açılması talebi Lozan Antlaşması’ndan da dayanak bulamamaktadır. Zira m. 40 Müslüman olmayan azınlıkların okul kurma, yönetme ve denetleme konusunda hukuken ve fiilen diğer Türk vatandaşlarıyla eşit haklara sahip olduğunu vurgulamaktadır. Dolayısıyla Ortodoks olmayan Türk vatandaşları için geçerli olan din eğitim kuralları aynen Ortodokslar için de geçerlidir. Müslüman çoğunluk özel yüksek okul olarak teoloji eğitimi veren bir okul açamadığı için HRO’nun da bu nitelikte bir okul olarak açılamaması Lozan Antlaşması m. 40’a aykırı değildir. Tam tersi Patrikhanenin HRO için istediği imtiyaz statüsü Lozan Antlaşmasına aykırılık teşkil etmektedir.

8- HRO Anayasa ve yasalara uygun olarak açılabilir. Ancak bugün hâlâ kapalı olmasının sebebi Patrikhanenin Türk hukuk kurallarına uymayı reddetmesi ve ekümenikliğinin bir sembolü olarak gördüğü okulu yurt dışından kendi tespit ettiği öğrenciler için, YÖK’e bağlı olmayan uluslararası teoloji okulu yapma arzusudur. Bu nitelikte bir okulun artık bir azınlık okulu olmadığı çok açıktır. Bu talebin kabul edilmesi bazı Müslüman dinî cemaatlerin yaptığı kaçak medrese eğitiminin meşrulaşmasının yolunu açacaktır ki bu da Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve hukuk devleti niteliğinin sona ermesi anlamına gelmektedir. Bazı dinî cemaatlerin HRO’nun bu şekilde açılmasını desteklemesinin ardında da Hıristiyanların din özgürlüğünün desteklenmesi değil, laik Cumhuriyet ile hesaplaşma düşüncesi yatmaktadır. Hukuk ve adalet herkes için ayrım gözetilmeksizin geçerli olan kavramlardır ve hukuka aykırı olarak bir okulun açılması sırf azınlıkta olan bir din için din adamı yetiştiriliyor gerekçesiyle meşrulaştırılamaz ve bunun üzerinden bir mağduriyet yaratılamaz. Bu itibarla meselenin hukuki yönü iç ve dış kamuoyuna açıklıkla anlatılmalı ve HRO’nun talep edildiği şekliyle açılmasının hukuka aykırı olduğu, hukuk birliği ve eşitlik ilkesinden vazgeçmek anlamına geldiği vurgulanmalıdır.