ÖZELLEŞTİRİLEN TERMİK SANTRALLERİN ÇEVREYİ KİRLETME MUAFİYETİNİ UZATAN YASA TEKLİFİ İLE İLGİLİ TBMM’YE AÇIK ÇAĞRI: GERİ ÇEKİNİZ!

1981
A

Kamu şirketi olan Elektrik Üretim A.Ş.’ye ait olup süreç içerisinde özelleştirilen santralleri çevre mevzuatına uyumdan muaf tutan ve 2013 yılından bu yana ciddi tartışmalara neden olan yasal düzenleme bir kez daha TBMM gündeminde.

7 Aralık 2018’de 7 milletvekili tarafından TBMM’ye sunulan kanun teklifi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 8. maddesinde değişiklik yapılarak, elektrik üretim tesislerinin çevre mevzuatıyla uyumlu hale getirilmesinde 31.12.2019 olan son tarih 31.12.2021’e uzatılmak istenmektedir.

Yasa yapım tekniğine tümüyle aykırı bir şekilde, bugüne kadar özelleştirilmiş ve bundan sonra da özelleştirilecek tüm üretim santrallerini kapsaması (!) öngörülen değişikliğin gerekçesi olarak; santrallerin çevre mevzuatına uyumuna yönelik olarak yapacakları yatırımlar esnasında üretime ara verme zorunluluğu doğacağı, bunun üretimin azalmasına sebep olarak arz-talep dengesini bozacağı tezi gösterilmiştir.

İlk kez 30 Mart 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6446 sayılı Kanun’da yer alan düzenleme, üretim tesislerinin çevre mevzuatıyla uyumlu hale getirilmesi için alıcı özel şirketlere 5 yıl süre veriyordu. Üstelik, 31.12.2018’de bitecek sürenin bir Bakanlar Kurulu kararı ile 3 yıl daha uzatılabilmesi mümkündü. Bu süre zarfında santrallerin, çevre mevzuatına dayalı olarak üretimlerinin durdurulması ve haklarında idari para cezası kararı alınması mümkün değildi.

Bu düzenlemeyi oybirliğiyle iptal eden 22.05.2014 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında*, “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, getirilecek kuralın, ekonomik, bürokratik ve fiili yükümlülüklere yol açacağı ve üretim faaliyetlerinin etkileneceği gerekçeleriyle uzun süreli olarak vazgeçilecek haklardan değildir. İnsanın, toplumun ve çevrenin varlık, sağlık ve güvenliği ile bu konuda Anayasa'nın Devlete yüklediği görev göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu kuralla belirtilen süre zarfında EÜAŞ'a bağlı santraller ile özelleştirilen santrallerin elektrik üretim faaliyetlerinde çevre mevzuatına tabi olmaması kabul edilemez… Dava konusu kuralla EÜAŞ'a bağlı santraller ile özelleştirilen santrallerin 2018 yılının sonuna kadar çevre mevzuatı hükümlerine tâbi olmaktan çıkarılması ve bu durumun üç yıl daha uzatılabilmesi ihtimali karşısında tanınan süre ölçülü olmayıp, sürdürülebilir çevre ilkesiyle uyumlu değildir” denilerek, bu santrallerin çevre mevzuatından bu kadar uzun bir süreyle muaf tutulması sağlıklı çevrede yaşama hakkına aykırı bulunmuştur.

Görüleceği üzere, bugün bir kez daha kamuoyu gündemine getirilen düzenleme ile 2013 yılında düzenlemeyle getirilen süre bile aşılmaktadır. Deyim yerindeyse, küresel ısınmanın/iklim değişikliğinin başlıca sorumlularından olan termik santraller, faaliyet süresi boyunca hiçbir çevresel yükümlülüğe tabi kılınmamak istenmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının sağlıklı bir çevrede yaşam hakkını açık bir şekilde ihlal eden düzenleme, bir yandan da özelleştirme işlemlerinin ne tür bir “kamu yararına” hizmet ettiğini de sorgulatmaktadır. Malum, özelleştirmelerin kamuoyuna açıklanan gerekçesi; “kamunun yapamadığı yatırımı, özellikle çevre yatırımlarını özel sektörün yapacağı” idi. Gelinen noktada, alıcı özel firmaların yatırım yapma yeterlilik ve planlamasından yoksun oldukları açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Peki, özelleştirme yapılırken, ihale şartnameleri ile bu şirketlere getirilen veya getirildiği kamuoyuna ifade edilen “üretim ve yatırım şartları”nın ihlalinin yaptırımı nedir?

Daha da merak uyandıran soru şudur? Özelleştirme sonucunda, yatırım vaadiyle bu santralleri alan şirketler, bugüne kadar ne yapmışlardır? Anayasa Mahkemesi’nin 2014 tarihli iptal kararından sonra 2016 yılında yeni bir düzenleme yapılmış ve şirketlere 2019 yılı sonuna kadar süre verilmiştir. 2016 yılının üzerinden 3 yıl geçmiştir. Bu şirketler, bu tarihe kadar ne yapmışlardır? Çevre mevzuatına uyum için hangi yatırımları planlamış, izin, ön izin için ilgili mercilere başvuru yapmış ve yatırımlara başlamışlar mıdır?

Görüldüğü kadarıyla bu sorunun cevabı; bu şirketlerin bugüne kadar hiçbir somut adım atmadıklarıdır. Zira, yasalaştırılmak istenen teklif ile çevresel yatırımlar için 1/6/2019 tarihi itibarıyla “yapım sözleşmesini” imzalamış olanlar ile “atık döküm sahalarına ilişkin iş termin planı komisyonca onaylanan” işletmelere 3l/12/2021 yılına kadar süre verilirken, bahsi geçen sözleşme ve işlemler başlangıç işlemleri niteliğindedir.

Unutulmamalıdır ki, 2019 yılı sonuna kadar belirlenen sürenin aşılamayacağına ve kesin olduğuna dair iki ayrı Anayasa Mahkemesi kararı vardır. İlki yukarıda anılan 2014 tarihli karar iken, 2016 yılında yapılan düzenlemeye karşı açılan davada Anayasa Mahkemesi tarafından verilen 28.12.2017 tarihli kararda** iptal başvurusu reddedilmiş olsa da, “..Kanun koyucu tarafından dava konusu kuralla EÜAŞ veya bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarına ve 4046 sayılı Kanun kapsamında oluşturulan kamu üretim şirketlerine ve bu şirketlere ait üretim tesislerine, çevre mevzuatına uyumuna yönelik yatırımların gerçekleştirilmesi ve çevre mevzuatı açısından gerekli izinlerin tamamlanması amacıyla 31.12.2019 tarihine kadar tanınan süre kesin olup bu sürenin çevresel yatırımların gerçekleştirilmesi ve çevre izinlerinin alınmasının gerektirdiği zaman göz önünde bulundurularak geçici bir tedbir olarak öngörüldüğü anlaşıldığından ulaşılmak istenen amaçla orantılıdır” denilerek bu sürenin uzatılamayacak bir süre olduğu vurgulanmıştır.

Görüleceği üzere, 10 Ocak 2019 tarihinde TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda kabul edildiği ifade edilen teklif, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını açık bir şekilde ihlal etmektedir. 2013 yılından bu yana gündemde olan bir durumu “yeni” gibi sunarak kamuoyunu yanıltma amacı taşımaktadır. Yatırım zorunluluğu da, bu yatırımın nasıl yapılacağı ve ne kadar süreceği de 2013 yılında belli ve bilinebilirdir. Hal böyleyken, sanki ortada yeni bir durum varmış gibi bir algıyla şirketlere yeni süreler verilmesi, hukuken kabul edilemez.

Bu nedenle TBMM Genel Kurulu’na önemli bir görev ve sorumluluk düşmektedir. Milletvekilleri, bu değişikliği kamu adına sorgulatarak, özelleştirme ile bu termik santralleri devralan şirketlerin, çevre mevzuatına uyum için bugüne kadar “somut” ne gibi adımlar attıklarını, neden aradan geçen yıllara rağmen bırakın yatırımı bitirmeyi, yatırıma bile başlayamadıklarını, bu şirketlerle imzalanan işletme hakkı devri sözleşmelerinde yatırım yükümlülüklerine dair ne gibi hükümler olduğu, bu hükümlere uymamanın ne gibi bir yaptırıma bağlandığı ve neden Sözleşme hükümleri ve kamusal kurallar doğrultusunda işlem yapılması yerine şirketlere kabul edilemez süre uzatımı verilmeye çalışıldığı sorularına yanıtlar aramalıdır.

Bu düzenleme yasalaşmamalı, geri çekilmelidir. Kaldı ki, sağlıklı çevrede yaşam hakkı ihlal edilen yurttaşlar tarafından başlatılacak hukuki süreçlerde bu yasal düzenleme şirketlere geçerli bir savunma da oluşturmayacaktır. Şöyle ki, sağlıklı bir çevrede yaşam hakkının üstün niteliği ve belirtilen Anayasa Mahkemesi kararları orta yerde iken, bu düzenleme, ilgili şirketleri yurttaşların açacakları davalara karşı korumayacaktır.

Dünyamız geri kalmış teknolojilerle çalışan, para hırsıyla işletilen termik santraller tarafından kirletilmekte, yaşamımız tehdit edilmektedir. Kamu da olsa özel de olsa çevre mevzuatına uymayan üretim santralleri çalıştırılmamalıdır. Devlete düşen sorumluluk, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızla çoğaltmak ve tamamlamaktır. Mevcut termik santrallerin ise, çevre mevzuatına uymayanlardan başlamak kaydıyla, zaman içerisinde ve belirli bir program dahilinde kapatılmasına dair yeni enerji planını taahhüt olarak kamuoyuna sunmaktır.

Sayın Milletvekillerinin ve kamuoyunun bilgilerine saygıyla sunarız.

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu

 


*Anayasa Mahkemesi’nin 2013/65 E. 2014/93 K. sayılı 22.05.2014 tarihli kararı

**Anayasa Mahkemesi’nin 2016/150 E. 2017/179 K. sayılı 28.12.2017 tarihli kararı