TBB Çevre ve Kent Hukuku Kurultayı

6815
A

TÜRKİYE  BAROLAR  BİRLİĞİ  ÇEVRE VE KENT HUKUKU KURULTAYI SONUÇ  BİLDİRİSİ    
02-03.06.2012
 
Küresel sermayenin sınırsız kâr hırsının  hukukun  önüne geçtiği günümüzde yargı organı başta olmak üzere anayasal ve yasal tüm denetim mekanizmaları sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı aleyhine yok edilmektedir.

Hukuk, haksızlıklara karşı mücadele eden insanların başvurdukları bir yol olmaktan çıkarılmakta;  ekmeğini, suyunu, toprağını, kısacası yaşam hakkını savunan halk yeni yasal düzenlemelerle  suçlu konuma düşürülmek istenmektedir.

Gerçekte çevre hakkına yönelen bu tehditlerin, tehlikelerin en önemli faili kapitalist ekonominin kendisidir. Kapitalist ekonominin özünü insanın ve doğanın yağmalanması, ekonomiye tabi kılınması, özgürlüğün insanlara bir yanılsama sunulmasını oluşturur. Doğanın insanın emrinde sınırsız bir yağma alanı olması kapitalist anlayışın ve öğretinin doğal sonucudur. Çevreyi tehdit eden, çevre hakkına tecavüz eden bir diğer fail, kapitalist ekonomi ile işbirliği yapan, çoğu zaman kural tanımayan, çevresel değerleri, aç gözlü sermaye sahiplerine sunan siyasal iktidarlardır.

Son zamanlarda ülkemizde gördüğümüz çevreye ve doğaya zarar veren hidroelektrik, nükleer ve termik santrallerin, maden ve taş ocaklarının işletilmesi gibi kirletici pek çok işletmeye engel teşkil eden, çevre koruma ilkelerinin ve çevre ile ilgili hukuk kurallarının değiştirilmesi, çevre ile ilgili uluslararası sözleşmelere aykırı kanunların yürürlüğe konulması, kapitalist ekonomi ile günümüzün siyasi iktidarı arasındaki işbirliğinin somut örnekleridir. Yaşamı ve bütün doğal varlıklarımızı korumak, hukukun üstünlüğünü ve yargı kararlarının uygulanmasını istemek, doğayı tahrip edenlerle mücadele etmek en başta gelen insanlık görevimizdir.  

Sağlıklı bir çevrede, onurlu bir biçimde özgürlük, eşitlik, adalet içerisinde, diğer tüm canlılarla birlikte yaşama hakkına sahibiz. Günümüzde ekolojik  krize dönüşen çevre sorunlarının çözülmesi, bütüncül politikaların uygulanması  ile  etkin hukuksal ve etkin idari düzenlemelerin geliştirilmesi ile mümkündür.

Merkezi ve yerel yönetimler, çevre korumacı davranmak ve Anayasa ve yasalardaki sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkına ilişkin hükümlerin etkin olarak uygulanmasını sağlamakla görevlidir. Hukukçuların, havasını, suyunu, toprağını ‘’doğrudan barışçı eylemlerle koruma ve direnme hakkını” kullanırken Hükümet ve şirketler tarafından baskı ve tehditlerle karşılaşan duyarlı yurttaşlara yaşamın her alanında destek olması kaçınılmaz bir gerçektir.

Türkiye Barolar  Birliği bu anlayışla ve sorumluluğunun gereği olarak 2-3 Haziran 2012 tarihinde Ankara’da “Çevre ve Kent Hukuku Kurultayı” düzenlemiştir.

Ülkeye ve halka karşı sorumluluğumuz temelinde Türkiye Barolar Birliği olarak, Türkiye'nin dört bir yanında doğal ve kültürel değerlere yönelik  talan ve hukuksuzluğa  karşı tüm meslektaşlarımızı, Barolarımızı,  halkımızı çevre ve ekoloji mücadelesinde, dayanışmanın bir parçası olmaya davet ediyoruz.