Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. R. Erinç Sağkan'ın 27 Nisan 'Büyük Savunma Mitingi'nde Yaptığı Konuşma

1919

Türkiye’nin Dört Bir Yanından Cumhuriyet’in Kalbi Ankara’ya, Ankara’nın kalbi Çankaya’ya Gelen Kıymetli Baro Başkanlarım, Meslektaşlarım, Meslek Büyüklerim, Hukukçu milletvekillerim, Hak ve Adalet Mücadelesinde birlikte yürümekten onur duyduğum Yol Arkadaşlarım;

Kiminiz uzaklardan geldiniz, belki geceyi yolda otobüste geçirdiniz. Kiminiz civar illerden geldiniz, mitinge yetişmek için sabahın erken saatlerinde yollara düştünüz. Ankaralı meslektaşlarım, sizlere en iyi şekilde ev sahipliği yapmak, sizlerin kendi şehirlerinizde yükselttiğiniz sesi Başkent’in sokaklarına yaymak için günler boyu çaba gösterdiler. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı en içten şükranlarımı sunuyorum. Emekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki sizinle aynı mesleğin mensubuyum! Hoş geldiniz!

Sizin aracılığınızla, Türkiye’nin dört bir yanındaki 190 bin meslektaşıma selamlarımı yolluyorum. Bir Cumartesi günü, biz bu mitingi burada düzenlerken

- Şiddete uğramış bir kadının şikâyeti için tedbir kararı almaya çalışan meslektaşım;
- Çocuk şubede, suça sürüklenmiş çocuğun ifadesine katılan meslektaşım;
- Müvekkili hafta sonu tatilindeyken onun hakkını korumak için bürosunda dava dilekçesi hazırlığı yapan meslektaşım;
- Bağlı çalıştığı iş yerinden izin alamadığı için mitinge katılamayan meslektaşım;
- Kamunun bütün hukuki iş yükünü üstlendiği hâlde, özlük hakları konusunda haklı beklentisi karşılanmayan kamuda çalışan meslektaşım;
- Büro açamadığı için evinden çalışan; daha dün, vergi ve sosyal güvenlik primi borçları nedeniyle bürosunun kapısını kilitleyen meslektaşım;
- Haciz mahallinde, adliyede, bürosunda, evinin önünde şiddet gören meslektaşım;
- Adliyede, emniyette kötü muameleyle karşılaşan meslektaşım;
- Bölünmüş adliyeler arasında koştururken fatura ödemelerini düşünen ama bunu müvekkiline de bir başka meslektaşına da anlatamayan meslektaşım;
- Faturalarını CMK görevlendirmelerinden kazandığı ücretle ödemeye çalışırken, yıllarca sürecek Ağır Ceza Mahkemesi görevlendirmesiyle bir aylık SGK primini bile yatıramayan meslektaşım;
- Taciz edilen, ayrımcılığa uğrayan kadın meslektaşım;
- Hukuk fakültesinde yeterli eğitimi alamayan, kendisini geliştirmeye çalışan ama buna ayıracak ne zamanı ne parası olan meslektaşım;
- Avukatlık faaliyeti yürüttüğü dosyada isnat edilen suçla özdeşleştirilerek hakkında soruşturma yürütülen ve hatta tutuklanan meslektaşım;
- Kendisine Hazine’den karşılanan ücret verilmek yerine, git başka meslekte çalışarak geçimini sağla denilen stajyer meslektaşım;
- Depremde evini, bürosunu, sevdiklerini kaybetmiş meslektaşım!
Sesini duyuyoruz! Seni görüyoruz! Varlığını hissediyoruz! Fiziken burada olamasan da, bugün sen de bu alandasın! Hepinize selam olsun!

Meslektaşlarım,

Biz avukatız; mevcudiyeti yüzlerce insan ömrüne tekabül eden, dünyanın en kutsal mesleklerinden birinin düğmesiz bir cübbeyle birbirine eşitlenmiş üyeleriyiz.
Biz avukatız; hayatını hak mücadelesine adamış; anayasal düzeni korumak, Cumhuriyet hukukuna ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmak görevini ruhunda ve vicdanlarında taşıyanlarız. İnsan haklarına dayalı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkelerini temel alan Cumhuriyetimizi ilelebet yaşatmayı sorumluluğu ve zorunluluğu olarak gören hak savunucularıyız.
Biz avukatız; savaşların ve hüznün coğrafyasının tam ortasında, Cumhuriyet’in bizlere sağladığı kula kul değil birey olma hakkının, özgürlüğün, eşitliğin, insan onurunun ve hukuk devletinin zerre-i miskal kadarını hiçbir zümreye, kişiye ya da baskı düzenine vakfetmemek üzerine yemin etmiş meslek grubuyuz.

Biz avukatız ve tarafız; Haksızlığın kimden geldiğine ve kime dönük olduğuna bakmaksızın adalete erişimlerine engel olunanların ve sesi kısılmaya çalışılan kim varsa onun yanındayız.
Biz avukatız; adaletten başka kimsesi olmayan herkes için, istismara uğrayan çocuklar için, çocuk işçiler için, emeği sömürülen yurttaşlarımız için, kitlesel bir cinnet hâlinin hedefi olan kadınlar için, kurutulmuş göller ve kesilen zeytinlikler için, doğa için, hayvanlar için ve kısaca, hukukun tesisinden başka hiçbir ihtimali olmayan herkes için vekiliz ve “vekaleten” buradayız.
Biz avukatız; bugüne kadar hep “Herkes için Adalet, Adalet için Avukat” şiarıyla hareket ettik, bugün bu meydanı dolduran her bir meslektaşım bu şiarın vücut bulmuş halidir. Evet biz avukatız; duruşma salonlarında, emniyette veya savcılık sorgularında hep “vekaleten” konuşmaya alışığız.
Ama bugün “Savunma” günü; bugün savunmanın, avukatın, “Avukat için de Adalet” demenin, vekaleten değil asaleten konuşmanın günü! Bugün 190 bin avukatın konuşma günü!
Üzerimizde bizi birbirimize eşitleyen düğmesiz cübbelerimize iyi bakınız.
İşte bu cübbe; yağmurda, soğukta, direnişte ama en çok umutta vücut buldu. Bu cübbe, barolarımızın bölünmemesi, mesleğimizin itibarının korunması için omuz omuza direnirken, barınağımız ve çatımız oldu. Bu cübbe, bütün darbe dönemlerinde darbecilere karşı yurttaşlar için kalkan, ortadan kaldırılmaya çalışılan hak ve özgürlükler içinse son sığınak oldu. Bu cübbe sadece ülkemizde değil bugün İsrail’in Gazze’de yaptığı katliama, soykırıma karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde yaptığımız başvuru ile Filistinli sivillerin, kadınların ve çocukların da kalkanı oldu.
Biz, ruhlarımıza ve bedenlerimize giydiğimiz ve ömrü kendi ömrümüze eşit cübbelerimizle aynen yemin ettiğimiz gün gibi adalete gözdağı vermeye çalışanların, mesleğimizi itibarsızlaştırma çabalarının ve avukatı yoksullaştıran yanlış politikaların karşısında binlerce yürek ve binlerce bedeniz. Bu yüzden birlikte attığımız ilk adımın bizi götüreceği yol; hayalini kurduğumuz ve ellerimizle inşa edeceğimiz, korkunun ve adaletsizliğin olmadığı hukuk devletidir. O hukuk devleti de sadece bizim için değil, herkes içindir.

Son bir haftadır çok sayıda programa katıldım, çok sayıda gazeteciyle konuştum; bana hep, “neden miting yapıyorsunuz” diye sordular. Cevap vermemiz gereken soru bu: Bugün neden buradayız?

Meslektaşlarım;

Biz, dünya çapında Tehlikedeki Avukatlar Günü’nün iki kez ve üst üste kendilerine ithaf edildiği bir ülkenin avukatlarıyız. “Avukat” olmanın tarihini baştan yazan, dünyanın geri kalanına avukatların nasıl mücadele etmeleri gerektiğini öğreten meslektaşlarımız ve mesleğimiz fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak ağır tehdit ve tehlike altındadır.

Gittikçe yerleşen bir cinnet kültürünün “meşru sayılan” hedeflerinden biri haline getirilen meslektaşlarımız, sadece mesleklerini yaptıkları için dosyanın taraflarıyla özdeşleştiriliyor, bıçaklanıyor, kurşunlanıyor ve öldürülüyor. Yıllarca emek verdikleri ofisleri ve hatta evlerinin önleri artık potansiyel bir cinayet mahalli haline gelmiştir.

Biz bu şiddet sarmalına artık dur demek için, tek bir kayba daha tahammülümüz olmadığı için buradayız! Bakmakta olduğu dosyanın karşı yanı tarafından İstanbul’da bürosunda katledilen Av. Servet Bakırtaş, Kocaeli’nde haciz mahallinde borçlu tarafından göğsünden vurularak hayattan koparılan Av. Ersin Arslan, Ankara’da bıçaklanan Av. Savaş Baş, yetki belgesiyle takip ettiği işler sırasında saldırıya uğrayan Av. Hakkı Cihan Coşkun, bir dosyadaki görevi nedeniyle darp edilen Nevşehir Barosu önceki dönem başkanlarımızdan Av. Mustafa Necmi Öncül, daha evvel davasına baktığı müvekkili tarafından öldürülen Denizli Barosu önceki dönem başkanlarından Av. Erdal Çam için buradayız! Van’da, Şırnak’ta, Batman’da saldırıya uğrayan Av. Seyhan Mat, Av. Serkan Karakaş, Av. Orhan Alphan için ve adını ayrı ayrı anamadığımız yüzlerce şiddet mağduru meslektaşımız için buradayız!
Bugüne kadar, avukata yönelik ulusal çapta güvenlik zafiyetinin ortadan kaldırılması için yaptığımız girişimler, sunduğumuz somut çözüm önerileri görmezden gelindi. Duyulmayan çığlığımızı, binlerce yol arkadaşımla birlikte bir kez daha haykırarak dile getirmeyi bir görev ve sorumluluk bilirim:

- Avukata yönelik şiddeti hiçbir zaman içselleştirmeyeceğiz!
- Avukat cinayetlerinin sıradanlaştırılmasına izin vermeyeceğiz!
- Kitlesel bir cinnet halinin olağan kurbanları olmayı reddediyoruz!
- Yaşayacağız; korkunun, tahakkümün, hukuksuzluğun ve kötülüğe ait ne varsa onun inadına, onu ortadan kaldırmak için yaşayacağız ve her sabah o cübbemizi yeniden, aynı şevk ve aynı dirençle yeniden giyeceğiz!
- Avukata yönelen şiddetin azmettiricisi olan itibarsızlaştırma çabalarına hiçbir zaman boyun eğmeyeceğiz!

Meslektaşlarım;

Mesleğimiz ağır bir ekonomik tehdit altındadır! Bu tehdit, stajyer meslektaşımdan genç meslektaşlarıma, kamuda görev yapan meslektaşlarımdan bütünsel olarak tüm avukatlara sirayet etmiş ve mesleğimizin sürdürülebilirliğini tehlikeye sokmuştur. Bugün artık avukatın emeğini ve hakkını savunmak için buradayız.
Cumhuriyetin ilk on yılında Türkiye’de 2 hukuk fakültesi bulunuyordu. 90’lı yıllara kadar bu sayı 7 olmuştu. 2000’li yıllara kadar 14 hukuk fakültesi daha açıldı. Etti mi 21..! Daha sonra ise açılan hukuk fakültelerinin sayısını, artırılan kontenjanları takip bile edemez hâle geldik. Bugün denklik verilen yurt dışı üniversiteleri hariç Türkiye’de 92 hukuk fakültesi bulunuyor. Ama gelin soralım, mesela 92 Medeni Hukuk profesörü var mı? 92 Ceza Hukuku profesörü var mı? 92 İdare Hukuku, Anayasa Hukuku profesörü var mı? Profesörü geçtim, 92 Hukuk Felsefesi öğretim üyesi var mı? Cevaplayalım; tabii ki yok! Tekrar soralım; Böyle bir planlama, böyle bir hukuk eğitimi olur mu? Böyle bir sistemden her yıl 20 bin öğrenci mezun edilir mi? Böyle bir politikadan sağlıklı ve nitelikli bir hukuk sistemi doğar mı? Adil yargılanma hakkından, savunma hakkının etkin kullanımından söz edilebilir mi? E-Dİ-LE-MEZ! OL-MAZ! OL-MA-DI-DA.

Peki ne oldu, söyleyelim; olan on binlerce gencimizin hayallerine oldu. Asgari ücretle dahi iş bulamayan, sigorta primini bile ödeyemeyen, büro açamayıp evinden çalışmaya gayret eden on binlerce genç meslektaşımız.
İşte biz bugün, o hayalleri tekrar canlandırmak için, nitelikli hukuk eğitiminin olmazsa olmazlığını haykırmak için buradayız! Her yıl mesleğe katılan 20 bin avukatla bu sistemin sürdürülebilmesinin mümkün olmadığını daha güçlü dile getirmek için buradayız! “Bu sorun yalnızca avukatın değil, aynı zamanda senin de sorunun ey yurttaşlarımız” demek için buradayız! Bu gidişat hiç iyi gidişat değil, uyarmak için buradayız.

Gelin, şimdi hikâyemizin başına dönelim: CMK ücretleri!

Meslektaşımın eline geçen net ücretleri veriyorum: Soruşturma aşamasındaki görevlendirmelerde 1.528 TL, Asliye Ceza görevlendirmesinde 2.640 TL, Ağır Ceza görevlendirmesinde 4.700 TL..! Öyle her ay cebine havadan giren paradan değil, yıllarca sürecek, maddi manevi yükü olan bir dosya için meslektaşımızın emeğinin karşılığı olarak reva görülen miktardan söz ediyoruz.
Peki, aylık olarak ödenen en düşük Bağ-Kur primi ne kadar? 6.900 TL!

Avukatlık mesleği bir onur mesleğidir; meslektaşlarımız yaşadıkları ekonomik sıkıntıları dile getirmekten bile utanıyorlar. CMK görevini hakkıyla yerine getirerek insan onurunu ve adil yargılanma hakkını teminat altına alırken sosyal güvenlik primini ödeyememenin ayıbını, başkaları adına üzerlerine alıp susuyorlar.
Bugün biz, bu sefalet ücretlerinin ayıbını üstlenmeyeceğimizi göstermek için buradayız! Ailelerimizle, çocuklarımızla, sevdiklerimizle geçireceğimiz zamanlardan feragat ederek adalet adına üstlendiğimiz onurlu görevin karşılığının bu olamayacağını haykırmak için buradayız!

Mesleğimize yönelen her türlü tehdidin altında yatan itibarsızlaştırma çabasının açık ve örtük sonuçlarının farkındayız. Bu politikanın bir diğer sonucu, avukatın yoksullaştırılmasıdır. Bilinsin ki, yoksullaşan avukat değil aslında adaletin ta kendisidir. Çünkü avukatlık; insan onurunun teminat altına alınmasında asli öneme sahip bir kamu hizmetidir.
Defalarca dile getirdik, barolarımızla birlikte mücadele ettik. Kimseden bir lütuf beklemiyoruz, talebimiz net: eşit işe eşit ücret ve angaryaya son verilmesi. Mesleğimizin onuru için verdiğimiz bu mücadelede sonuna kadar ısrarcıyız. Ve başaracağız.

Sevgili Genç Meslektaşım,

İş alanlarımız daraltılıyor; adına hasar danışmanlık şirketleri denilen suç şebekeleri yurttaşın malına mülküne hakkına hukukuna kastediyor. Avukatla temsil zorunluluğu olması gereken alanlarda yurttaşlar tek başlarına bırakılıyor. Vatandaşın adalete erişimindeki en önemli unsurlardan olan adli yardım sisteminde avukatlar ücretlerini 2 sene geriden alabiliyor. Barolarımız artık adli yardımdan görevlendirme yapamaz hale geldiler. Avukatın delil toplama, bilgi ve belgelere erişim hakkı engelleniyor. Birçok meslek grubu için avantajlı kredi programları açılırken genç meslektaşlarımız ile depremde evlerini bürolarını kaybeden avukatlar bu haklardan mahrum bırakılıyor. İşlemeyen adalet sisteminin, bağımsızlığı ve tarafsızlığı tehdit altındaki yargının, öngörülebilirlikten uzak hukuk düzeninin yükünü avukat omuzluyor.
Yargı bağımsızlığından ekonomik sömürü düzenine, gündelik yaşamının artık bir parçası hâline getirilen bu saydığımız meslek sorunlarının kaynağı ne sensin ne de bağlı olduğun meslek örgütü… Senin mesleğini insan onuruna yaraşır şekilde yapmanı engelleyen -ve hatta biraz daha ileri götüreyim, seni mesleğine dair mutsuz eden- ne varsa, makro düzeyde ve sistematik bir biçimde üretiliyor. Kaynağı makro düzeyde olan sorunların çözümünün de makro düzeyde olacağı, haliyle, avukatların meslek sorunlarının bireysel elverişsizlikler değil ulusal boyutta memleket meseleleri olduğu da bu ülkenin politika üreten otoriteleri tarafından artık anlaşılmalıdır. İşte bunu tekrar ve tekrar anlatmak için buradayız.

Meslektaşlarım,

Bakın bundan tam 4 yıl önce, yine bir arada yine omuz omuzaydık. Dört yıl önce savunmanın bağımsızlığı için mücadele eden ve şehir dışından gelen baro başkanlarımızın Ankara’ya girişleri engellenmeye çalışılmıştı; Kuğulu Park’ta abluka altına alınmıştık. O gün "Çoklu baro kanunu barolarımızı ve savunmayı bölmeye ve etkisizleştirmeye yönelik bir çabadır. Bu düzenlemenin bu ülkede yaşayan kimseye hiçbir faydası yoktur. Belki kanunu çıkarabilirsiniz ama bizler hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını ve insan haklarını savunmaya devam edeceğiz" demiştik.

İşte bugün yine buradayız! Bir aradayız! Bölünmedik, ayrışmadık, mesleğimiz, meslektaşlarımız ve bağımsız yargı için tek vücuduz.


Vatandaşların kendilerini hukuki güvenlik içerisinde hissettikleri ülkeleri, diğerlerinden ayıran en temel etmen, bağımsız ve tarafsız bir yargının varlığıdır. Adalet devletin temeli; adaletin teminatı bağımsız ve tarafsız yargı; adil yargılanma hakkının teminatı ise savunma hakkı ve bağımsız avukatlık faaliyetidir. Yargı bağımsızlığının sorgulandığı, adaletin ya geç tecelli ettiği veya hiç tecelli etmediği bir adli sistemin mülkün temeli olması mümkün olmadığı gibi, savunma hakkına ve avukatlık mesleğine saygı gösterilmeyen bir yargı sisteminden adil yargılanma beklenmesi de mümkün değildir.

Bugün ülkemizde AİHM kararlarının, AYM kararlarının uygulanmadığı bir dönemi yaşıyoruz. Sayılar ve istatistiki veriler üzerinden bir değerlendirme yapamayız. Çünkü tek bir dosyaya ilişkin kararın uygulanmaması bile yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü bakımından büyük bir kaygı duymak için yeterlidir. Henüz geçtiğimiz Kasım ayında Anayasa Mahkemesi önünde, hukukun ve anayasanın üstünlüğünü savunmak için bir aradaydık. Anayasa Mahkemesinin meslektaşımız Can Atalay hakkında verdiği kararın bağlayıcılığını anlatmaya çalıştık. Ne yazık ki, geldiğimiz noktada meslektaşımız Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına rağmen hâlâ cezaevinde tutuluyor. Biz hukuk devleti diye haykırırken kanun devleti bile olmaktan uzaklaşılıyor, anayasasızlaşmaya doğru yol alınıyor.

Ülkemizde bağımsız yargının, adil yargılanma hakkının, hukukun üstünlüğünün en güçlü savunucusu her zaman biz avukatlar olduk. Yine bugün de hukuk devleti için, yargı bağımsızlığını savunmak için buradayız.
Yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil eden, bugün burada olan veya olamayan avukat ve stajyer avukat meslektaşlarıma, birlikte çalışmaktan ve mücadele etmekten onur duyduğum tüm Baro Başkanlarıma ve yönetim kurulu üyeleri ile birlik delegelerimize, TBB yönetim disiplin ve denetleme kurulu üyelerimize şükranlarımı sunuyorum. Çağrımıza kulak veren, sesini sesimize katan, Türkiye’nin dört bir yanından koşup gelen meslektaşlarım; tekrar hoş geldiniz, iyi ki geldiniz, iyi ki varsınız!

Bugün burada, mücadelenizle var ettiğiniz tarihe tanıklık etmenin kıvancını yaşıyorum.
Umutla, dirayetle ve mücadele ile!


Haber ile ilgili Görseller

Görüntüle