YARGI ÖÇ ALMAYA ALET EDİLMEMELİDİR

2646
A

Demokrasimizin eksiklerini giderip gerçek hukuk devleti olma yolundaki mücadelemiz sürekli engellendiği için ne yazık ki hala tamamlanamamış, yargı erki erkler ayırımı içinde kurumlaşarak gerçek yerini alamamıştır. Bu olumsuz süreç, toplumun tüm kesimlerinin hukuka ve yargıya güven duymasını engellemektedir. Yargıç ve savcılara bizzat yürütme organı tarafından yöneltilen suçlamalar, verdikleri kararlar üzerinden hâkimleri dost veya düşman kamplara ait kabul etmeler, siyasi görüşüne, mezhebine, yaşam tarzına ve hatta işe başladığı döneme göre fişleme ve etiketlemeler sonucunda toplumda yargı organına duyulan güven çok azalmıştır.

Baskı altındaki mahkemelerin esen siyasi rüzgârlara göre karar vermeleri, bir dönem suçlu kabul edilenlerin diğer dönem mağdur ilan edilmeleri pek çok örneği görülen uygulamalardır. Bu durumda hukuk adaletin değil mutlak iktidarın aracı olmakta; mahkemeler, adalet dağıtılan kutsal alanlar olarak görülmekten çıkıp, muktedirlerin hüküm sürmesi için korku ve intikam sopası sallanan arenalar olarak değerlendirilmektedir.

Bu anlayış yok edilmedikçe ülkemizde keyfilikten uzaklaşılarak gerçek hukuk devletine ulaşılması olanaksızdır.

Prof. Dr. Renan Pekünlü’nün yargılanma süreci de hukuka ve yargı kurumlarına duyulan güvenin azalmasının nedenlerinin adeta bir özeti niteliğindedir. Sayın Prof. Dr. Pekünlü’nün yargılandığı eylemleri, bunların hukuki nitelemesini bir yana bırakarak davanın kamuoyuna yansımasına bakıldığında bu yargılamanın toplumun bir kesiminde zafer çığlıkları ile diğer kesiminde ise üzüntü ve kaygıyla karşılandığı görülmektedir. Oysa yargı kararı adil olduğundan kimsenin şüphe etmeyeceği kadar kapsayıcı olmalıdır. Mahkemeler intikam alma, rövanş alma, bedel ödetme yerleri haline gelirse bunun bedelini sadece bugün mağdur edilen kişiler ödemez; ülkemiz gelecek nesillere de miras kalacak bir adaletsizlik sarmalına mahkûm edilmiş olur.

Prof. Dr. Renan Pekünlü’nün yargılanmasının geçmiş dönemle hesaplaşma aracı haline getirilmiş olmasından ve Yargıtay’ın da bu öç alma mekanizmasına dâhil olmasından büyük kaygı duymaktayız. Olayın hukuki nitelemesinin mahkemenin işi olduğunu kabul edip, Pekünlü’nün savunmasını destekleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarını da bir an için bir kenara bıraksak bile; cezanın üst sınırdan uygulanması, sabıka kaydının bulunmadığı ve hukuki şartların tamamı mevcut olduğu halde eşitlik ilkesini açıkça ihlal ederek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmayarak ille de hapis yatırmanın hedeflenmesi, bu yargılamada hukukun siyasi bir intikam aracı olarak kullanıldığını açıkça göstermektedir.

Vatandaşların zihninden, haksızlığa uğranıldığında hakkın teslim edileceği mahkemelerin bulunduğu güvencesini söküp almak en hafif ifade ile binilen dalı kesmektir.

Kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız.

Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu
Türkiye Barolar Birliği Başkanı